Anadolu Üniversitelerinde Devrimci Gençlik Hareketi: Sorunlar ve Örgütlenme Perspektifleri – Mart 1991

ANADOLU ÜNİVERSİTELERİNDE DEVRİMCİ GENÇLİK HAREKETİ:

SORUNLAR ve ÖRGÜTLENME PERSPEKTİFLERİ

Özgül bir alan olarak gençlik mücadelesinin gelişme dinamikleri ve gençlik mücadelesinin toplumsal-muhalefetin bütünü içindeki yeri, 6O’lı yıllardan bu yana yaygın bir biçimde tartışıldı. Söz konusu tartışmalar hareketin bugünkü taşıyıcıları için oldukça geniş ve zengin bir deneyim birikimi yaratırken, oldukça karmaşık sorunlar da bıraktı. Gençlik hareketinin günlük pratik sorunlarıyla, uzun vadeli perspektifleri arasındaki ilişki çeşitli gençlik gruplarının birbirleriyle olan ayrılıklarının da ana temalarından birini oluşturdu. Gençlik hareketinin geleceği açısından, bugün, gençlik mücadelesinin örgütlendirilmesi gibi önemli konuların demokratik öğrenci hareketini geliştirecek verimli tartışma konularına dönüştürülmesi önem taşımaktadır.

Soruna Anadolu üniversiteleri açısından bakıldığında, varolan sorunların çözümüne yönelik ciddi bir tartışma-üretme geleneğinin yerleşmediğini söyleyebiliriz. Bugün, giderek büyük şehir üniversitelerinin çatışma pratiğinden bağımsız bir çizgiye oturma eğilimi kazanan Anadolu Üniversiteleri’ndeki mücadelenin sorunlarını çözebilecek kapsamlı bir girişimin gerçekleştirilemediği ortadadır. Anadolu Üniversiteleri’nde yürütülen gençlik mücadelesinin, bütünlük taşıyan bir tarzda politika üretimi konusu olmaya başlamasının geçmişi çok eskilere uzanmıyor.[1).

Anadolu Üniversiteleri’nde gençlik mücadelesinin incelenmesinde yanıtlanması gereken sorulardan ilki iller arasındaki sosyoekonomik/politik farklılıkların mücadelenin gelişimine olan etkisi olmalıdır. Bu farklılıklar, Anadolu’nun değişik özellikler gösteren bölgelerine, illerine yayılmış bulunan üniversitelerin, aynı kefeye konulabilmesi™ olanaksız kılmaktadır. Kapitalizmin görece gelişkin olduğu ve daha gelişkin bir ideolojik-politik atmosferin hakim olduğu, (Eskişehir, Bursa, Adana, Samsun vb…) illerde gençlik mücadelesinin açık bir taşradan (ve taşralılık psikolojisinden) kopma eğiliminde olduğunu görmek zor değildir. Bu yazıda söz konusu illerdeki üniversitelerde yürütülen gençlik mücadelesinin sorunları ve çözüm önerileri üzerinde duracağız (2)

Bugün bu illerdeki gençlik hareketinin sorunlarının, büyük kentlerdeki sorunlarla temelden bir farklılık içermediğini, sorunların ve çözüm önerilerinin aynı biçimlerle ifade edildiğini, büyük şehirlerdeki mücadeleyle benzer bir gelişme seyri izlediğini söyleyebiliriz.

Geçen eğitim yılının ikinci yarısından itibaren dönemsel çıkışlar dışında gençlik mücadelesinde yaşanan düşüş eğilimi ve üzerinde yükseleceği yeni bir muhalefet dalgasını “bekleme” dönemi ciddi bir toparlanma yaşanamadan devam ediyor. Anadolu üniversitelerinde de süreç bu yönde gelişmektedir. Eskişehir, Bursa , Trabzon gibi illerde geçen dönemin sonundan bu yana geliştirilen çeşitli eylemlilikler (paralı eğitim, 6 Kasım, vb…) ancak ‘dönemsel eylemler’ olarak kalmış, hareketin geneline içerilememiş, eylem süreçlerinin kitle düzeyindeki kazanımları süreklileştirilememiştir. Böylece her yükseliş döneminden sonra kesin çizgilere sahip bir düşüş yada (çoğunlukla kolayca sindirilemeyen atılma , uzaklaştırılma, tutuklanma gibi kayıpların yaşandığı durgunluk evreleri gelmiş, büyük kentlerdekine benzer bir “bekleme” dönemine girilmiştir. Gençlik hareketinin toplumsal muhalefetin diğer alanlarıyla düzeyli ve sağlıklı bir ilişki kuramadığı günümüz Koşullarında bu “bekleme” durumu tehlikeli sonuçlar doğurabilecektir.

Açıktır ki son dönemde Anadolu üniversitelerinde gençlik mücadelesi, kendi mücadele programı çerçevesinde kendi gündemini oluşturma yönünde adımlar atmaktadır. Bu durum büyük kentlerdeki gençlik mücadelesinin düşme eğiliminin doğal bir sonucu olarak değil, buralarda gelişmeye açık yerel dinamiklerle açıklanmalıdır. Ancak bunun yanı sıra Anadolu üniversitelerinde gençlik mücadelesinin yükselmesi, bugün yoğun bir saldırganlıkla yüz yüze bulunan büyük şehir üniversitelerinde açık polis işgaline karşı yürütülen mücadele için de önemli bir destek oluşturacaktır. Ancak böyle bir yaklaşım öne sürülürken Anadolu üniversitelerinin “önderliğe davet edilmesi” gibi somut durumla Örtüşmeyen bir sonuca ulaşıl-mamalıdır. Anadolu üniversitelerindeki gençlik mücadelesinin demokratik öğrenci hareketinin önderliğine soyunması yönündeki bir öneri, bugün oldukça sınırlı bir zeminde hareket edebilen Anadolu üniversiteleri gençlik hareketi için oldukça zorlama bir “öngörü” olacaktır. Sorun basitçe gençlik hareketine önderlik etmek olarak koyulduğunda; Demokratik Öğrenci Hareketinin faşizme karşı demokrasi mücadelesinin aktif bir bileşeni olarak ele alınması gereği gözden kaçırılmaktadır. Oysa bugün, Anad6lu üniversitelerinde yaşanan sorunların başında gençlik mücadelesinin politikleştirilmesi gelmekte, devrimci politikaların kitle mücadelesine egemen kılınması yakıcı bir problem olarak durmaktadır. Bu sorunun bir boyutunu söz konusu bölgelerde/illerde toplumsal muhalefetin zayıflığı oluşturmakta, diğer yanda ise akademik-demokratik mücadelenin programatik hedeflerindeki belirsizlikten beslenen gençlik hareketinin özgül sorunları bulunmaktadır.

Akademik-demokratik mücadelenin programatik hedeflerindeki belirsizliğin başta gelen olumsuz sonuçlarından biri, kitlelerle kurulan bağlarda yaşanmaktadır. Anadolu üniversitelerinde gençliğin, devrimci gençlerle ve DKÖ’ lerle olan ilişkisinin, polis terörü ve depolitizasyon koşullarında uzun aralıklarla Kurulabilmekte ve çok kısa sürede de kopmaktadır. Bu sorunun sürekli bir çözüme kavuşturulamaması aynı zamanda yanlış politikalara da kaynaklık edebilmektedir.(3) Anadolu üniversitelerinde gençlik mücadelesinin geliştirilmesini, mücadelenin politikleştirilmesi/ devrimcileştirilmesiyle, kitleselleşme perspektifinin pratik olarak örgütlendirilmesini birlikte kavramak zorundayız. Kitleselleşme sorunu bugün gençlik kitlesinin doğrudan eylemine yaslanan, bu eylemi örgütlendirmeyi/devrimcileştirmeyi hedefleyen bir mücadele programı tarafından içerilmiş bir sorundur. Bugün Anadolu üniversitelerinde (ayrıca İstanbul, Ankara ve ağırlıkla İzmir kentlerde de ) sağlıklı bir kitleselleşmenin önünde mücadele ve örgütlenme arasındaki bağın doğru kurulması gibi bir sorun vardır. Üniversitelerde etkin dönüştürücü bir “güç” olma; örgütlenerek kitleselleşme, varolan ilişkileri örgütlendirme ve faşizme karşı demokrasi mücadelesinin dayattığı ihtiyaçları belirleyerek örgütlenme perspektifiyle gelişebilir. Kitleselleşme ihtiyacı bir fetiş olarak değil, çok yönlü bir biçimde geliştirilecek örgütlü bir mücadele ürünü olarak kavranmalıdır.

Anadolu Üniversitelerinin çoğunda öğrenci dernekleri işlermiş gibi görünse de gene tüm birimlerde dernekler programatik bir çalışma düzeninden uzak, şekilsiz yapılar durumundadır.. Öte yandan öğrenci dernekleri Anadolu Üniversitelerindeki konumu, derneklerden kopma, DKÖ’ler içinde mücadele etmeyi yadsıma gibi tehlikeli anlayışların gelişmesine de neden olmaktadır.

Dernek çalışmasında organlaşmanın sağlanamamış olması derneği kimin ne iş yaptığı belli olmayan bir işi herkesin yapmaya çalıştığı ya da tersi durumların yaşandığı yerler haline getiriyor. Çoğu zaman ise birçok arkaç karar alma sürecine katıldığı bir çalışmanın uygulama aşamasına katılmıyor. Bu gibi dun (arda ise ciddi bir eleştiri mekanizması olmadığı için (kim, neden, nasıl eleştirecek) birçok san için dernek istediği zaman gidip geleceği kendisinin hiçbir sorumluluk duymadığı bir yer olarak kalıyor.

Öğrenci dernekleri, kimi gruplar tarafından içinden kadro devşirilecek hazır kitlenin bulunduğu bir yer olarak değerlendirilirken, üyeler dikkate değer bir bölümünü de dernekteki arkadaşlarına ayıp olmasın diye derneğe “takılan” öğrenciler oluşturuyor. Bu noktada Anadolu Üniversitelerinin yaşadığı sorunlar, büyük şehir üniversitelerinin aşma yolunda ciddi adımlar attığı sorunlarla paralellik gösteriyor. Ancak bu durumun ve Devrimci Gençlik hareketinin örgütlenme sorunlarının, hareketin büyük kentlerde yaşadığı sorunlarla benzerliklerini abartarak ele almamak gerekiyor.

Devrimcilerin Anadolu üniversitelerindeki nicel -öznel zayıflığı, kitle ilişkilerinin kalıcılaştırılmasında karşılaşılan sorunlar ve bölgeleri farklılıkları bunun önündeki en önemli emenle dendir. Buralarda, öğrenci kitlesi ile (çok yönlü ve önyargısız bir şekilde sınıf, kantin, kültüre çevre, kadın sorunları gibi alanları da kapsayan) yaygın bağlar kurmak gereklidir. Gençli hareketinin sürekliliğini güvence altına alan örgütlenmeler yaratmak için yürütülecek çalışmaların uzun bir zaman aralığına yayılan istikrarlı ve sürekli nitelik taşıması gerektiği de ortadadır.

Bugün demokratik öğrenci hareketi içerisin de Kürt gençliğinin durumu, Anadolu üniversiteleri için de aynıdır. Her iki taraf da neredeyse, ilişkilerinde pragmatik olmayı tercih etmiş tir. Dernek bünyesinde milliyet esası gözetilmeden örgütlendirilecek (halkların kardeşliği komiteleri vb…) inisiyatif grupları aracılığıyla Kür yurtsever gençliğinin demokratik muhalefete katılım zeminleri genişletilmeli Kürt ulusal direnişi ile faşizme karşı demokrasi mücadelesinin tam bir bütünlük içinde olduğu bizzat mücadele süreçlerinde gösterilmelidir.

En büyük sorunlardan bir tanesi de, buraların küçük yerler olmasından kaynaklanan yoğun idari-polisiye baskılardır. Bu durum veri alınarak, fiili çalışmanın serbestliği ve geniş bir zeminde hareket etme imkanını yaratması, derneklerin yaşadığı sorununun ikinci plana itilmesine neden olmaktadır. Ancak mücadelenin bu yönü gerek kazanımlar açısından gerekse de geniş kitlenin yasallık faktörüne verdiği önem açısından göz ardı edilmemeli, bütün olanaklar zorlanmalıdır.

Bütün bu çabaların sürükleyici gücü olabilecek olan devrimci öğrencilerin enerjilerini birleştirebilmeleri, birbirleriyle olan ilişkilerini devrimci bir tarzda kurmaları yönünde Anadolu Üniversitelerinde ciddi olanaklar vardır. Devrimci gruplar arasında büyük kentlerde yaşanan sorunlar ve bunların birlik olanaklarını zarflatan izleri, Anadolu üniversitelerinde etkili değildir. Birlik sorununun çözümünün daha basit ve sağlıklı bir tarzda bulunabilmesi olanağının varlığı bu üniversitelerdeki devrimcileri, büzük kentlere göre çok daha seri adımlar atmaza yöneltmelidir.

Anadolu Üniversiteleri ve Devrimci Gençlik

Devrimci Gençlik hareketinin örgütlendiril-nesi sorununda karşımıza çıkan en önemli sorun, bu hareketin unsurlarının politik düzeyinin düşüklüğüdür. Bunun, hareketimiz açısından în can alıcı sonucu ise, Devrimci Gençlik’in ne olup olmadığı konusundaki kafa karışıklığıdır, böyle bir kafa karışıklığının başta gelen sonuçlarından birisi ise Devrimci Gençlik Hareketinin devrimci bir kitle hareketi olması özelliği ile; bu hareketin omurgasının devrimci kadroların ideolojik birlik temelinde yukarıdan aşağıya oluşturduğu bir devrimciler örgütünce oluşturulması gereğinin genellikle tek yönlü davranmasıdır.

Bu konuda iki ayrı hatalı eğilim gözlenmektedir. Bir yanda, devrimci gençliğin salt kadro örgütü olarak algılanması; diğer yandan da, devrimci gençliğin salt demokratik kitle hareketi, demokratik kitle örgütü olarak algılanması…

Devrimci Gençlik’i salt bir kadro örgütü düzeyine indirgeyen kavrayışın pratikte en çok gözlenen sonucu ise gençlik mücadelesine önderliğin, geleneksel solun mekanik önderlik anlayışına indirgenmesi olmakta; gençliğin devrimci kitlesel eylemini örgütleyebilmenin ve devrimci bir önderliğin, mücadele içindeki kitlelerin aktif onayını gerektirdiği unutulmaktadır.

Diğer yandan da Devrimci Gençlik Hareketinin, salt bir kitle hareketi olarak görülmesi, siyasal niteliğinin kitle hareketinin içerisinde kendiliğinden belireceği gibi bir boş inanca temel oluşturmaktadır. Bu tarzdaki bir kavrayış da Devrimci Gençlik’i, siyasal önderlik görevlerinden arındırarak “kimliği belirsiz” bir gençlik örgütüne dönüştürebilecektir. Bu yaklaşım, ideolojik-politik düzeyin düşüklüğünden kaynaklanabildiği gibi, mücadele etmeye niyetli olmayan, sorumsuz, liberal “sağ” kafaların kendine göre bir Devrimci Gençlik Hareketi düşünme çabalarının da ürünü olmaktadır. Bugün Türkiye’de Devrimci Gençler, kendilerini gençlik mücadelesinin siyasal önderlik ve kadro sorununun bir parçası olarak görmelidir; Devrimci Gençliğin militan, mücadeleden sorumlu karakterini zayıflatan tüm eğilimlere karşı, gerek giderek genişleyen kitle hareketinin içinde ve gerekse bu genişlemenin yaratıcısı ve ürünü olan kadro çalışması temelinde mücadele yükseltilmelidir.

Demokratik Öğrenci Hareketinin devrimci politikalar temelinde örgütlenmesi ve yürütülmesi, mücadelenin devrimci bir politik önderlik altında yürütülüp yürütülemediği sorunuyla yakından ilişkilidir. Bağımsız demokratik bir gençlik muhalefetinin yaratılması ve demokratik toplumsal muhalefetin temel bileşenlerinden biri haline getirilmesi sorunu, gençlik mücadelesinin içinde bu sorunu çözebilecek, ideolojik-politik formasyona sahip bir devrimciler örgütünün zorunluluğunun temelidir. Böyle bir örgütlenmenin ise, ideolojik-politik-örgütsel birlik temelinde biraraya gelmiş devrimci gençlik kadrolarından oluşacağı açıktır. Ancak böylesi bir “ikili görev” bilinciyle hareket edildiğinde, bugünün temel siyasi görevinin gerekleri karşılanabilir.

Bağımsız bir devrimci gençlik hareketinin geliştirilmesi görevi ve bu süreçte devrimci gençlerin yeri konusundaki perspektif hareketin unsurları tarafından doğru algılanmalıdır. Politik düzeyin düşüklüğü sorunu tam da bu noktada çözümünü dayatmaktadır; ideolojik-politik önderlikle pratik militan mücadele arasındaki bağın doğru kurulması, teori ile pratiğin birbiriyle örtüşmesi sorununda…

Belirttiğimiz şekilde bir politik hatta bir araya gelmesi gereken insanlar bu biçimde bir birliliğin (şu veya bu nedenden dolayı) oluşmadığı Koşullarda (içinde yaşanılan koşullara karşı mücadelenin yaşamsal bir gereklilik olması sonucunda) genel olarak birlikten, bir araya gelmekten vazgeçmemekte, bunun farklı yollarını bulmaktadırlar. Anadolu üniversitelerinde bunun en yaygın gözlenen sonucu, politik olduğu iddia edilen ilişkilerin, aslında politik görünen bir arkadaş çevresi ilişkisinden başka bir şey olmamasıdır.

Buralarda, bir ya da birkaç tane “işi bilen” önder ve bunların etrafında kümelenmiş bir arkadaş grubu kendilerini rahatlıkla bir gençlik hareketi olarak lanse edebildikleri gibi, öğrenci kitlesi de onları aynı biçimde algılayabilmektedir. Bu durum ise herkesin memnun olduğu bir dengeler bütünü olarak ortaya çıkmakta ve atıl bir gençlik “hareketi”nin oluşmasına yol açmaktadır.

Ancak, mücadelenin giderek karmaşıklaşan görevleri karşısında, bu kendiliğinden çevre ilişkileri ciddi engellere dönüşmekte; parçalanması ve mücadelenin gereklerine göre yeniden örgütlenmesi acil bir görev haline gelmektedir. Bu gibi durumlarda başlıca sorunu, o ana kadar ki sürece önderlik etmiş arkadaşların, bu yeni süreci kavrayamamaları; “eski” ilişkilerinin, yaşam biçimlerinin kovuğundan çıkmaya cesaret edememeleri, kısaca yeni ve ileri görevlere karşı ayak diremeleri olgusu oluşturmaktadır. Bahsi edilen türden görevlerin yerine getirilmesinde en güçlü inisiyatifi geliştirebileceklerken, “doğal” önderlikler (durum değiştirmeye karşı isteksizlikleri sonucu) örgütlenmenin içeriğinde sağlanması gereken sıçramanın bir türlü yapılamamasına, ilişkilerde ciddi bir çürümenin yaşanmasına yol açmaktadırlar. Yıprandıklarını öne süren “eski” arkadaşlarımız başta olmak üzere, pek çok arkadaşımız da yeni dönemin zor görevlerinin üstesinden gelebilmek, örgütlü mücadelenin gerekleri olan kollektivite, işbölümü, uzmanlaşma gibi nitelikleri kazanmak için yeterli enerjiyi kendilerinde bulamamaktadırlar.

Bu geçiş süreci bazı birimlerde ciddi sorunlara yol açmadan aşılabilirken, bazı yerlerde mücadelenin önünü tıkayan başat faktörlerden biri olmaktadır. Bu durum, özellikle genç arkadaşlarımız üzerinde moral bozucu bir etki yaratmaktadır. Böyle bir durumda yapılabilecek en yanlış şey, verili ilişki ağının “yetersiz” unsurlarını tek tek ele alıp yeni döneme uyumlulaştırmakla yetinmek olacaktır. Elbette kişisel yetersizliklerin üzerine gidilmeli ve bunların giderilebilmesi için özel kişiye dönük bir çaba gösterilmelidir. Ama asıl önemlisi, ilişkilerimizin yeni içeriği ile mücadelenin somut görevleri arasındaki kopmaz bağlantıyı tutarlı bir biçimde kurmaktır. Bunun aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya güçlü bir denetim mekanizması ile pekiştirilmesi ve militanların gelişim süreçlerini siyasal mücadele dışındaki faktörlerin etkisine terke dilmemesi zorunludur.

Bu yeni sürecin ilk döneminin sancılı yaşanacağı açıktır. Ancak bu sürecin, disiplinli, eksikliklere ve zaaflara karşı tavizsiz olarak yaşanması da zorunludur.

İlişkilerimizin yeniden organize edilmesi, disiplinli bir yapıya kavuşturulması sürecinde yaşanan en ciddi sorun ise kitle ilişkilerinde tam bir içe kapanmanın yaşanmasıdır. Örgütlenmeye yapılan vurgu, mücadelenin diğer yönlerine yapılacak bir vurguyla desteklenmediği sürece, devrimci gençlerde devrimcilerle sınırlı bir ilişki atmosferine kapanıp kalma eğilimi yaratıyor. Şekilsizliğin verdiği olanaklarla her türden, çok geniş ilişkilere sahip olunurken, bu kez devrimci militanlar kendilerini kalın duvarlarla çevirip, eski ilişkilerinden kopuyorlar. Genellikle önceki döneme ait liberal ilişkilere tepki olarak ortaya çıkan bu durum tam aksi bir yönde dar pratikçiliğe dönüşmekte, kitle kanalları kapanan politik yapı, kendisiyle birlikte ilişkide bulunduğu kitle hareketine de çürüme süreci yaşatmaktadır.Bu durumda, düzensiz kitle ilişkilerinin örgütlü ilişkilerle bütünleştirilmesi Devrimci Gençlik’in çözümlemesi gereken başlıca pratik sorunlardan biri olarak beliriyor.

Karşı karşıya bulunduğumuz örgütlenme görevlerinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkan olumsuz sonuçlardan bir diğeri de devrimci bireyle örgüt arasındaki ilişkinin doğru biçimlerde kurulamaması olmaktadır. Demokratik merkeziyetçilik yalnızca yukarıdan aşağıya bir hiyerarşi ilişkisi olarak ele alınmakta, bu tür bir uygulama, herşeye gücü yeten gizemli bir örgüt fikrine sarılıp sarmalanmakta, bireysel etkinlik ve girişkenlik küçümsenmektedir. Bu ise kişisel üretkenlik, ve araştırıcı kişilik üzerinde köreltici bir etki yaratmaktadır.

Böylelikle, örgütü kendi şahsında somutlaştırması arzu edilen devrimci kadronun bir memur haline dönüşme süreci, daha devrimci gencin devrimci hareketle yeni tanıştığı dönemlerde başlamakta ve kendi kurduğu ilişkilere de yansıyarak genişletilmiş bir biçimde yeniden ve yeniden üretilmektedir.

Öte yandan mücadele içerisinde kurulan sıcak arkadaşlık ilişkileri, taşra koşullarında olumsuz bir biçime bürünebiliyor. Taşranın dar sosyal ilişki atmosferi devrimci gençleri, tüm sosyal ihtiyaçlarını kendi dar çevrelerinde gidermeye yöneltiyor. Devrimci gençler arasındaki kasırlaşma eğiliminin temellerinden birisi de burada aranmalıdır. Bu durum devrimci öğrencilerin yurtlarda kalmak istememesinde de etkisini gösteriyor. Yurtlar, devrimci öğrenciler tarafından rağbet görmemesinde, yurtta kalmanın, ikinci kez taşrayı yaşamak olarak algılanmasının da payı bulunmaktadır. Öğrenci yurtlarının gericilerin ve faşistlerin ciddi olarak örgütlendikleri, demokratik öğrenci kitlesine nefes aldırmadıkları yerler haline gelmesinde önemli nedenlerden Dirini oluşturan, devrimci öğrencilerin yurtlarda kalmaması olgusunun üzerine giderken bu faktör gözden uzak tutulmamalıdır.

SONUÇ

Yukarda anlatmaya çalıştığımız sorunların üstesinden gelmenin, devrimci gençlerin devrimci gençlik hareketinin önündeki sorunları aşmakta gösterecekleri enerji ve kararlılığa bağlı. olduğunu vurgulamak istiyoruz. Kendi saflarımızda yaşanan sorunların aşılmasında yakalamamız gereken ana halka, mevcut ilişkilerimizin ideolojik-politik mücadele çizgimize göre şekillendirilmesidir. Sorun, bu ideolojik-politik hattın doğru olarak kavranması ve örgütlü ilişkilerde somutlanmasıdır.

ESKİŞEHİR DEVRİMCİ GENÇLİK

DİPNOT:

(1) ve (2) Anadolu üniversitelerinin geneli açısından kapsamlı sayılabilecek bir başlangıç değerlendirmesi için, bkz. Devrimci Gençlik s.2 “ Anadolu Üniversitelerinde Sorunlar ve Gençlik Mücadelesi”

Bu durumda mücadelenin siyasal düzeyi ve siyasal örgütlenme pratiği kitlelerle olan ilişkinin ya reddine yada şekilsiz bir kitle kuyrukçuluğuna indirgenmektedir. Her iki durumda da mücadele kendiliğindenci bir çizgiye oturmaktadır. Aynı durum büyük kentlerde ki üniversiteler için de geçerlidir.