Bir Yerel Çalışma Deneyimi* – Aralık 1997

Devrimci Gençlik dergisinin geçen sayısında yerel çalışmalara ilişkin bir yazı yer aldı. Bu yazıda temel olarak politik çalışmaların kitlesel mücadele örgütlerinin doğrudan etkinliğiyle sınırlı kalmayıp üniversitenin her alanına nüfuz edecek şekilde örgütlenmesi gerektiği savunuluyordu. Bu hedefe yönelik olarak da kültür-sanat, kol ve kulüplerinden, özyönetim organlarına ve akademik faaliyetlere kadar geniş bir yelpazede çalışmaları devrimci bir perspektifle örgütlemek öneriliyordu. Bizler de uzunca bir zamandır benzer amaçlarla kendi okulumuzda birtakım faaliyetler örgütlemeye çalışıyoruz. Kendi okulumuzda şu ana kadar yürüttüğümüz yerel çalışmalar hakkında bilgilendirici bir yazının katkı sağlayacağı düşüncesiyle bu yazıyı kaleme aldık. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, bizler okulumuzda herkese örnek olması gereken, mükemmel çalışmalar yürüttüğümüz iddiasında değiliz, zaten vereceğimiz örnekler de büyük ölçüde kendi okulumuza özgü çalışmalardan oluşuyor. Biz sadece somut birkaç örneğin ilerletici olacağını düşündük.

Bizler, … Üniversitesi, Mühendislik Fakültesinde çalışma yapıyoruz. Uzun bir süreden beri demokratik mücadele örgütümüz olan öğrenci cephesinin, üniversiteyi sisteme karşı örgütlemek için yetmeyeceği düşüncesiyle üniversitenin her alanına nüfuz eden bir politik çalışmayı hayata geçirmeye çalıştık.

Mühendislik fakültesinde oluşumuz, başlangıçta çoğu arkadaşımız tarafından akademik faaliyetlerin politik bir perspektifle yürütülmesi için bir handikap olarak görülüyordu. Sözgelimi, hukuk veya sosyoloji gibi sosyal bölümlerde akademik faaliyetleri yürütürken, buradan kaynaklı bir siyasallaşma yaratmak daha kolaydır. Fakat bir teknik bölüm söz konusu olduğunda pek çok insanın kafasında “nasıl yapabiliriz?” türünden sorular belirdi, ilk bakışta teknik bir bölümde , akademik çalışmaların herhangi bir politik niteliği olamaz gibi görülüyordu. Fakat bizler sahip olduğumuz dünyâ görüşü ile hayatın her alanına bakabilmeli ve her alanda kendi alternatiflerimizle kendimizi göstermeliyiz, inanıyoruz ki ancak bunu yapabildiğimiz ölçüde devrimci fikirlerimiz, toplum tarafından geniş kabul görebilir. Hem insanları kendi ilgi alanlarından kaynaklı olarak politikleştirmek hem de her alanda kendi alternatiflerimizi yaratma isteği duyuyoruz.

Fakültemizde yaptığımız akademik faaliyetler ile amacımız üniversitedeki egemen bilim ve teknoloji anlayışına farklı bir bakış getirmek, bu amaçla yıl boyunca süren tartışma, seminer ve okuma çalışmaları yaparak alternatifimizi bu doğrultuda şekillendirmeye çalışıyoruz. Yabancı dilden yaptığımız çevirilerle bilim ve teknoloji konusundaki son gelişmeleri takip ediyoruz ve kendi çalışmalarımız doğrultusunda da bir gündem oluşturmaya çalışıyoruz.

Mühendis, sistem tarafından bir hesap adamı olarak görülür, üniversitelerde mevcut eğitim sistemi de tam olarak öğrenciyi bu doğrultuda yetiştirmeye yöneliktir. Öğrencilere oldukça ayrıntılı ve yoğun bir teknik bilgi yüklemesinde bulunulur. Teknik bölümler, öğrencilerin depolitize edilebilmesi açısından egemenlerin gözünde sosyal bölümlere göre bir adım ileridedir. Bu avantaj ne yazık ki başarılı bir şekilde değerlendirilmiştir de. Bırakın toplumsal sorunlara duyarlı olmayı kendi alanındaki teknik ilerlemelerin toplumsal etkilerinden bile habersiz ve ilgisiz bir öğrenci kesimi oluşturulmuştur teknik bölümlerde.

Bilimin ve mühendisliğin popüler konularını akademik çalışmalarımız için tercih ettik, çünkü mümkün olduğu kadar fazla sayıda öğrencinin ilgisini çekmeyi amaçlıyoruz. Bununla beraber, fazla teknik ayrıntıya girmek yerine daha bütünlüklü ve disiplinler arası anlayışı daha uygun buluyoruz. Ancak bu şekilde teknik birtakım konuların toplumsal boyutlarına dikkat çekebilirdik.

Çalışmalarımıza fakülte çapında çeşitli tartışmalar düzenleyerek başladık. Örgütlediğimiz bu ilk tartışmalar, teknolojik gelişmenin yarattığı olumsuz sonuçlara ilişkindi. Pek fazla akademik olmayan bu tartışmalar çok sayıda öğrencinin ilgisini çekti. Bizlerin bütün olumlu ve olumsuz yönleriyle içerisinde yaşamaya mecbur edildiğimiz düzenin en önemli hedeflerinden biri maddi ilerleme ve bununla beraber teknolojik gelişimdir. Bizler de mühendis adayları olarak bütün bu sürecin getirdiği olumsuzlukların sorumluluğunu topluma karşı taşıyabilme yüküyle karşı karşıyayız. Toplumda ve doğada pek çok tahribata yol açan teknolojik gelişimin mevcut şekillerinin sorgulanması ve yavaş yavaş merkezinde insani değerlerin bulunduğu bir anlayışın geliştirilmesi ana hedefimizdi. Merkezine maddi ve teknik anlamda bir ilerleme düşüncesini değil, insanı koyan bir anlayışı hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Başlangıçta tartışmaları fakültenin her yerine astığımız afişlerle duyurduk, zamanla bu tartışma oldukça geniş katılımlı oldu. Konunun oldukça geniş kapsamlı olmasının da sayesinde bu tartışmaları periyodik olarak birkaç hafta boyunca sürdürebildik Yer yer akademik nitelikler de almaya başlamıştı bu tartışmalar. Zamanla öğrencilerin bölümlerine ve kendi alanlarına bağlı olarak daha ayrıntılı bir hal alarak çeşitli başlıklar altında toplandı.

Bu başlıklardan belli başlıları; sanayileşmenin getirdiği çevre kirliliği, dünya kaynaklarının açgözlü bir şekilde kullanılması, bilgisayar ve elektronik teknolojisindeki son gelişmelere bağlı olarak endüstride yapay zeka ve otomasyon sistemlerinin yaygınlaşarak kullanılmasının yol açtığı işsizlik gibi bir dizi sorun, iletişim teknolojisinin gelişmesiyle oluşan küresel medya ve getirdiği olumsuzluklar, bilgisayarların gündelik yaşama girmesi vb.

Teknolojinin kime ve neye hizmet etmesi gerektiğinin unutulduğu bir dünyada, bizler, üniversitemizde oluşturduğumuz atmosferin de yardımıyla ortaya çıkan bu başlıklar üzerine tartışma grupları oluşturduk. Bu gruplar haftanın belirli günlerinde düzenli olarak toplanıyordu. Bu düzenli tartışma ortamı hepimizi daha fazla okuma ya teşvik etti. Bir süre sonra da okuma grupları oluşturduk. Bu gruplarda yürütülen tartışmalar ile ilgili kitapları tespit ediyor, imkanlar ölçüsünde elde edilip gruptaki herkesin okuyabilmesi sağlanıyordu.

Bu okuma-tartışma grupları kendisine üniversite içerisinde bir yer sağlamak amacıyla kısa sürede kulüpleşme faaliyetini önüne koydu ve kulüpleşti. Oluşturduğumuz “Teknik Bilimler Araştırma Kulübü” ile hem bizim gibi düşünen insanlara daha çabuk ulaşma olanağı bulmuştuk hem de öğretim üyeleri arasında yaptığımız tartışmalar etki yaratmaya başlamıştı. Hatta danışman hocamız başta olmak üzere bir çok hocamız; öğrenen-öğreten ilişkisini ortadan kaldıran “katılımcı tartışmalarımıza” sürekli katılmaya başladılar. Gelişen süreçte gördüğümüz diğer olgu hepimizin kısa bir sürede yazma alışkanlığı kazanmasıydı. Yaptığımız (bizce önemli olan) tartışmaları yüz yüze paylaşamadığımız insanlara ulaşmak için bir bülten çalışması yapmaya başladık.

Bültenin ilk sayısında, “Robotlar ve Kapitalizm” ve ” Bilgisayar çağında kapitalizm” başlıklı iki çeviri yazısının bulunması, ciddiyetimizi ve araştırma azmimizi göstermesi bakımından yankı buldu.

Son yıllarda kullanımı moda haline gelen “bilgi toplumu” ve “iletişim çağı” gibi kavramların irdelenmesi, teknik ve bilimin toplumsal yaşama olan etkilerinin incelenmesi bu konuların kapsamlı bir şekilde incelenmesi için bir felsefe grubu da oluşturuldu. Habermas’tan, Lyotard’a kadar bu konular hakkında çalışmaları olan düşünürler okundu. Okuma konularından bir diğeri Unabomber’ın “sanayi toplumu ve geleceği” isimli manifestosuydu.

Ancak tüm bu çalışmaları yaparken biz sürekli olarak, bilimin egemenlerin değil, halk çıkarına olması gerektiğini, halk için bir bilim üretiminin de kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele ile mümkün olabileceğinin üzerinde duruyorduk. Yaptığımız tartışmaların ve araştırmaların, demokratik üniversite, bağımsız-demokratik Türkiye mücadelesinden ayrı düşünmememiz gerektiğini, hatta çalışmalarımızı muhalefetin hizmetine sunmak gerektiği görüşünü sıkça tekrarladık. Üniversitemize sahip çıkmanın en güzeline gösterdiğimiz çalışmalarımız, kısa sürede kendini öğrenci cephesinde, amfide, üniversitenin diğer unsurlarıyla girilen ilişkide hissettirdi. Ve demokratik üniversite mücadelesine kendi pratiğimizde farklı alt başlıklar açmanın da mutluğunu yaşıyoruz. “Bir cephe yetmez” mantığının tüm üniversitelerde kendini mücadele içerisinde yeşerteceğini biliyoruz.

*… Üniversitesi Mühendislik Öğrencilerinin dergimize gönderdiği mektubu kısaltarak yayınlıyoruz…