Bize de derler Çakıcı…

İstanbul’dan paramızı zor denkleştirip kendimizi İzmir’e attığımızda, kafalarımızda bir dizi soru, tek tek çözülmek üzere sıraya girmişti bile. Buradaki arkadaşlarımız nasıl insanlar? Neleri tartışıyorlar? Acaba aynı dili konuşabilecek miyiz? Çiğli’deki seçim çalışmasına başladıktan sonra sordukları sorular değişmiş miydi? Çiğli halkının kendisine dayatılan “seçenekleri” reddedip, kendi iradesini ortaya koyması, kendi alternatifini yaratmasında üniversiteli devrimci gençlere ne gibi görevler düşüyor? Böyle bir süreçten üniversiteliler ne gibi kazanımlar elde edebilirler? Üniversitenin tümden dönüştürülmesinde toplumla kurulan ilişkinin önemi nedir?… gibi sorular, açıkçası, Çiğli deneyiminin büyük oranda yanıtlayabileceği sorulardı. İzmir’e Çiğli deneyimini gözlemlemeye giderken bütün bu sorularla yoğruluyorduk.

İzmir’e indiğimiz ilk gün (29.10.1992 perşembe) bağımsız devrimci aday Cemal Çakıcı’nın öğle saatlerinde seçim mitingi olduğunu öğrendik. Hazırlıkları da izlemek için erkenden Çiğli’ye geçtik.

Çiğli Merkez Büro’ya gittiğimizde yoğun bir koşuşturmacanın içinde buluverdik kendimizi. Öylesine alışılmışın dışında, öylesine coşkulu bir koşuşturmaca idi ki bu, günün programı bizler için, o coşkuyu doyasıya yaşamak olmuştu adeta. Mitinge yaklaşık 1 saat kala 60 araçtan oluşan bir konvoy hazırlandı afişlerle, bayraklarla: ÇİĞLİ BAŞARACAK!

Konvoy miting alanına ulaştığında kendi mitingimize geç kalmıştık bile. 1500-2000 kişilik çok düzenli kortejlerle yürürken, hep bir ağızdan söylediğimiz türkülerimiz ve ellerimizde bayraklarımızla SÖZ, YETKİ, KARAR ÇİĞLİ HALKINA…

Sıcak ve bunaltıcı bir havada, berbat bir ses düzeninden alana yayılan türkülere eşlik eden yaklaşık 5000 insanın oldukça uzun bir süre alanda kalması Çiğli’nin başaracağı yönündeki umutları oldukça güçlendirmişti. Miting bitiminde yaklaşık 2000 kişinin kortejler halinde Merkez Büroya dönüşüne parmak ısıran sanırım sadece biz değildik. Büroya arı kovanı misali biri giriyor, diğeri çıkıyordu. Telefonların ve telsiz konuşmalarının ardı arkası kesilmiyordu.

Akşam olduğunda, ev .sohbetleri, kahve toplantıları, afiş vs. bir sürü çalışma için onlarca bilyenin dört bir yana dağılıvermesi gibi dağıldı insanlar. Bizse gerek yolculuğun, gerekse yoğun koşuşturmacanın etkisiyle oldukça yorgun düşmüştük ama neredeyse yorgun olduğumuzu dahi söylemeye utanıyorduk. Geceli gündüzlü 1 aylık çabayı bir çırpıda göremezdik belki ama, insanların yüzündeki o coşkulu yorgunluk bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önündeydi.

Evet! Nihayet Çiğli çalışmasına katılan bazı üniversitelilerle birlikteydik. Çok sıcak bir diyalogla karşılaşıverdik, sohbetlerimizde. Arkadaşlar, sorularımıza bütün açıklığıyla yanıt vermeye çalıştılar.

Çiğli’deki çalışmanın nasıl başladığını, seçime katılma sürecinin nasıl-geliştiğini sorduk önce.

Bir yıla yakın bir süredir bölgede mahalle çalışmalarının olduğunu, bu çalışmalarda belirli bir gelişmenin sağlandığını, o zamana kadar oluşturulabilen halkın demokratik inisiyatifini ifade eden meclislerin seçime katılma kararı aldığını daha sonra adayın belirlenip seçim çalışmalarına başlandığını öğrendik.

Üniversiteli gençlik ise, çalışmaya yoğun olarak son on günde katılmıştı. Çiğli’de oturan devrimci üniversiteliler diğerlerine göre daha uzun bir süredir çalışmada yer alıyorlardı. Çiğli çalışmasının üniversitelilere açılmasından beri 1 ay geçmesine rağmen, ilk defa birimler beraberken toplu değerlendirme fırsatı bulmuşlardı.

Gelirken sorduğumuz sorulara yanıtlar aramaktan çok’, hiç olmazsa bundan sonra kalan zamanda kazanımlarımızı maksimize edebilmek için ne yapılması gerektiğini tartışmaya başladık. Seçime iki gün kalmıştı ve yapacağımız çalışma genel programı aksatmamalıydı. Mümkün olduğunca birlikte davranarak kendimize zaman yaratmalı oluşturduğumuz basitçe de olsa bir kaç maddelik işi hayata geçirmeliydik.

Olabilirliğini ve zaman sorununu hesaba katarak 1- Dağın tepesine kireçle boyanmış taşlarla ÇİĞLİ BAŞARACAK yazmak. 2- Mahallelerdeki uygun duvarlara çocuklarla resimler yapmak. * 3-Saptadığımız çamurlu bir bölgeye geçişi kolaylaştırmak için merdiven yapmak. 4- Konvoy etkinliklerinin biçimlerinin değiştirilmeye çalışılması. Konvoydan sürekli el sallamak yerine uygun yerleri araçlardan çıkarak yürümek, bazen durup fiili mitingler yapmak, bu mitinglerde halkın arasında mikrofon dolaştırıp geniş forumlar yapmak…

Maddelerini saptayıp, ertesi gün kendimize zaman ayırma olasılığımızın çok düşük olduğunu bile bile tartışmayı bu haliyle bitirdik.

Cuma günü erkenden konvoya katılmak için Çiğliye gittik. Tam konvoy yola koyulacakken, anket yapmamız gerektiği söylendi. Arkadaşlar, ankete gitmek istemediklerini, oluşturdukları bir programları olduğunu, onu uygulamak istediklerini söylemelerine rağmen, genel programı aksatmamak için konvoydan ayrılarak anket yapmayı kabul ettiler. Bölgeler belirlendi, anket formları dağıtıldı ve herkes ikişerli ayrılarak bölgesine doğru yola çıktı.

Kaybolmamak için sokak ve caddeleri çok dikkatli inceliyorum. Sonunda bize düşen mahalleye geliyoruz. Ankete henüz başlamışken Anaplıların sokağına düşmüşüm diyorum. İnsanların tepkisi beni önceleri oldukça şaşırtıyor. Miting yapılan meydana bir kaç yüz metre uzaklıkta olmamıza rağmen, insanların büyük bir bölümü bağımsız devrimci adayı tanımıyor. Seçim kampanyası boyunca kullanılan Çiğli Başaracak, Söz, Yetki, Karar Çiğli Haklına sloganı size neyi ifade ediyor sorusuna insanların verdiği yanıt oldukça ilginç, biri: “Anap başaracak doğru diyor, diğeri ise, “Çiğli Başaramaz” diyor, bir diğeri, anlayamadım, ne demek Çiğli başaracak? Çiğli’de kim neyi başaracak vb. diyor. Bazıları ise, “evet duydum bu Cemal Hoca’nın sloganı. Ama ben oyumu DYP’ye vereceğim. Çünkü onlar iktidarda, buraya hizmet getirebilirler. Bağımsız belediye başkanı ne yapabilir ki, arkasında parti yok, zengin de değil ki ödenek kesildiğinde hizmeti sürdürsün”… diyor.

İnsanlar genel olarak seçimden seçime hatırlanmaktan bıkmış. Adayların, partilerin seçimde sonra vaadlerini unuttuklarını, bunların hiçbirin güvenilemeyeceğini vb. söylüyorlar. Ancak halk kendine de güvenemiyor, kendi iradesine, kendi gücüne, kendi alternatifini yaratabileceğine, Çiğli’nin başarabileceğine.

Cumartesi 18’de propaganda yasağı başladığından, Cuma gecesi her tarafı bizim afişlerle donatmak için son geceydi.

Saat 20’ye doğru ekipler oluşturularak araçlar, fırça ve afişler, kostik tenekeleri ile beşer ona kişilik gruplar ilçenin her yanına dağıldı. Biz de bir kamyonete atlayarak yüksekçe bir tepenin başından aşağıya doğru inmeye başladık. İlk anda dikkatimizi çeken yalnızca direklerin, durakların ve trafoların afişlendiğiydi. Bu durumda afiş yapıştıracak zemin azalıyor, kıyasıya bir rekabet başlıyordu.

Diğer partiler ikişer üçer kişilik gruplar halinde afişleme yaparken biz yaklaşık 150 kişi sürekli dolaşan telsizli arabalar ile anında kapatılan afişimizi savunuyor, gerekirse biz de üzerini kapatıyorduk. Biz afişlememizi yaparken bir sokakta çok yoğun MÇP afişlerinin olduğunu öğrenip, üzerlerini kapatmak için 3 kişi o sakağa girmiştik. Bir kaç tane yapıştırmış, bir duvarın önünde yarısı yırtılmış, yırtık parçası sallanan bir afişin üzerini kapatmaktaydık ki, o anda MÇP’nin üzerinde iri bir kolon olan seçim otosu yanımızda beliriverdi. O anda ne yapacağımızı şaşırmıştık. Direğin diğer yerlerini afişlerken MÇP’liler biraz da tehdit dolu bir ifadeyle, “Lütfen- afişlerimiz yırtık da olsa üzerini kapatmayın, sorun çıkmasın vb. dediler.

Bir arkadaş, onların da bizim afişlerin üzerini kapattığını, sorun çıkmasını istemiyorlarsa bunu niye yaptıklarını sordu.

Tam o sırada bizim telsizli devriye otosu beliriverdi ve onlarla kapışmayı sürdürdü. İki dakikadan fazla olmamıştı ki, dört tane daha devriye otomuz orada belirdi ve biz hep beraber işimize devam ederek saat 2’ye kadar afiş yaptık. Tam merkez büronun yakınlarına gelmiştik ki, dört koldan herkesin o anda yaklaşmaya başladığını öğrenip, coşkuyla afişlemeyi bitirip neredeyse aynı anda merkez büroya girdik. MÇP’lilerin seçim bürosunun olduğu bölge hariç her yer afişlenmişti. MÇP’liler saat 4’de afişe çıktıklarından o saate kadar beklenecekti.

Biz merkez büroda önce bir otomobilde sonra büronun tabanında uyuyakalmışken arkadaşlar son afişleme için çıkmışlar.

MÇP bürosunun önünü afişlerken, faşistlerle karşılaşıldığını, afiş yüzünden tartışma çıktığını, telsizden haber alan diğer arkadaşların koşarak olay yerine geldiğini gören faşistlerini tası tarağı toplayarak büroya sığındıklarını arkadaşlar neşe ile anlatırken duyduk.

Cumartesi yeni propaganda faaliyetlerinin son günü hummalı bir koşuşturmaca hakimdi her-yerde. Bir yandan konvoy hazırlanıyor bir yandan bir gün öncesinin anket sonuçlarına göre konvoyun ağırlıkla gideceği ve küçük mitinglerin gerçekleştirileceği bölgeler saptanmaya çalışılıyor, bir yandan daha önceden oluşturulmuş bir organizasyonla telsizli arabalar eksikleri merkeze bildiriyor ve insanlar ihtiyaca göre istihdam ediliyordu.

Yaklaşık 11 ‘de 70 arabadan oluşan bir konvoy hazırlanmış ve yüzlerce insan arabalarda, kamyonetlerde hatta kamyonlarda gittikçe artan bir coşkuyla harekete geçmişti.

Öğleden sonra merkez büroya geri döndüğümüzde konvoyumuz 90 arabaya ulaşmıştı. Bu sefer düzenli bir kortej oluşturup yaklaşık 1500 kişi ile Cumhuriyet alanına, doğru yola çıkmış korsan mitingimize doğru adım adım ilerliyorduk.

Bir yandan yürüyor bir yandan bildiri dağıtıyor bir yandan bağırıyorduk. Çiğli Başardı. Bağımsız belediye Başkanı Cemal Çakıcı.

Evet, nihayet 18’de seçim yasağı başlamıştı. Ev sohbetleri yapmak üzere dağılındığında garip bir sessizlik ve bekleyiş başlamıştı hepimiz için.

Seçim günü (1 Kasım Pazar) sabahtan seçim müşahidlerimiz yerlerini almış insanlar yavaş yavaş oy kullanmaya başlamıştı. Ancak yüksek seçim kurulunun bağımsız oy pusulalarının geçerliliği ile ilgili olarak aldığı kararı bir önceki akşam değiştirmesi bir çok sorunu beraberinde getirmişti.

İtiraz etmek ve sandık başkanlarını ikna etmeye çalışmaktan öte bir şey gelmiyordu elimizden. Bir de sandığa atılan zarfların incelik kalınlık hesaplarını yaparak bize atıp atmadıklarını tahmin etmekten başka.

Oy kullanma süresi bitip de sandıklar açılmaya başladığında ise, sorunlar ve itirazlar daha da artmıştı. Sonuçta ortaya çıkan tablo 1975 tutanaklı geçersiz oy 950 geçerli oy şeklindeydi ve insanların bu defa gülmekten başka yapabildikleri bir şey yoktu.

Merkez büroya döndüğümüzde yoğun bir hüzün havası ile karşılaştık. Zaman ilerledikçe merkez bürosunun önü gittikçe kalabalıklaşıyor sessizlik ise, hakimiyetini sürdürüyordu. Sayımları biten sandıklardan gelen -insanlar hayal kırıklıklarıyla gelip “halkımız bize kelek attı” espirisiyle aramıza katılıveriyorlardı. Bir yandan süreci değerlendirmeye çalışıyor bir yandan da gülüyor gülüyorduk…

Nihayet Cemal Hoca’nın bir konuşma yapacağı haberi geldi ve toparlanıverdik. Yoğun bir alkış tufanıyla karşılamıştık bağımsız devrimci adayımızı. Bizlere: “Arkadaşlar, Çiğli başardı. Halkımız bize biraz daha sabredin dedi. Bizler devrimciler sabırlı insanlarız, sabretmeyi de biliriz. Ancak biz seçimi alamamış olsak da kazandık ve yakaladığımız ilişkilerle devam edeceğiz” dedi.

Alkışların ardı arkası kesilmiyor, insanlar yoğun bir duygu bombardımanı altında bazılarının gözleri dolmuş bazılarının yüzünde tatlı bir tebessüm alkışlıyor alkışlıyor….

Evet bir seçimi yitirmiş ama çok şey kazanmıştık!

Çiğli seçim kampanyasında en fazla çocukları kazanmıştık.

Anne babasından izin alıp geceleri bizle afişe çıkan, konvoylara büyük ilgi gösteren çocukların “gazabından” kurtulmak için birinin bir miktar kuş atması gerekiyordu.

Bu sayede bütün çocuklar kuşları toplamı koşarken ancak yolumuza devam edebiliyorduk.