Bugün ve Bugünkü Yasal Parti Gençliğe Ne Verebilir Pasifizm, Uzlaşma Ve Yabancılaşmadan Başka? – Haziran 1997

80’Li yılların sonunda meydana gelen bir dizi değişim, solu yeni bir aşamaya taşıdı. Sovyet blokunun çöküşü, sosyalizmin inandırıcı bir dava olma vasfını (başta solcuların kafasında olmak üzere) yitirmesi, darbe sonrasında yeni bir hareket yaratamamanın yarattığı yenilgi haleti ruhiye-si vb. bir çok gerekçe ile sol, yeni sürece adını attı. ilk dönemler, dağınıklık ve bireylerin kendini etik olarak koruma çabaları ile geçti. Daha sonraki süreci ise “yeni bir sol” yaratma dönemi olarak tanımlamak yerinde olur. Bu yeni sol, geçmişin önderlerinin bizzat başlattığı, teorik temelleri sadece ülkemiz sınırları içerisinden değil, uluslararası düzeyde yaşananlara gönderme yaparak açıklanan, “yasallaşma” süreci ile oluşturulmaya başlandı. Tüm dünyada gelişen yasallaşma dalgaları, ülkemiz solunun silahsızlandırmasında itici bir rüzgar olarak kullanıldı. Gerekçelendirmeleri, tanımlamaları farklı olsa da Kurtuluş ve Devrimci Yol’un hatırı sayılır bir kesiminin yolları aynı örgütte (ÖDP) kesişirken, TDKP sürecinin unsurları kendi EMEP’lerinde kalmayı tercih ettiler.

Yasallaşma ve Gençlik

Gençlik tarihin her döneminde, solun en dinamik ve militan kesimini oluşturmuştur. Sistemle statüko ilişkisi içerisinde bulunmadığından, değişmek-değiştirmek edimine hızlı uyumu gösterebildiğinden, gençlik, sürekli sistem dışı ve devrimci bir muhalefet tarzını tercih etmiştir. Ülkemizdeki yasallaşma tartışmaları da gençliğin bu özelliğinden kaynaklı olarak, gençlikte fazla rağbet görmemiştir. Yasallaşmaya ilişkin örgüt içi tartışmalarda çoğunlukla gençlik “sorun” çıkaran olmuştur. Örgüt içerisinde yasallaşmanın kabulü, gençliğe doğrudan yapılan müdahalelerle oluşturulmaya çalışılmıştır. TDKP’nin GKB’yi dağıtması bu konuda en “radikal” tavrı oluşturmaktadır.

Yeni Dönem Gençlik Mücadelesi ve Yasal Particiler

Yeni dönem gençlik mücadelesi ve yasallaşma tartışmasında öncelikle bir hafıza tazelemesine ihtiyaç vardır. Harçlara, paralı eğitime karşı gençlik muhalefeti yükselmeye başladığı dönemlerde, yasal parti tartışmalarının aktif yürütücüsü çoğu genç, kendi yasal parti ufuklarının her derde deva olacağını düşündüğünden bu mücadelenin dışında kalmıştı. Öğrenci cepheleri ve koordinasyonlarının oluştuğu ilk dönemlerde, yasal partici gençlerin çok az bir kısmı muhalefetin öznesi olurken, kendilerine önemli misyonlar biçen yasalcı gruplar ise bu muhalefetin içerisine “treni kaçırmamak için” çok sonraları girmişlerdir. Yani yasallaşma tartışmalarının en hararetli döneminde, gençlik mücadelesi ilk elden ulaşılabilecek, muhalefet yapmak isteyen bir öğrenci topluluğuna ulaşmış ve politik hattını tanımlamış, bağımsız-meşru-militan örgütünü yaratma noktasında önemli adımlar atmış idi. Bu yüzden yasal partiler başlangıçta, üniversitelerde (diğer alanlarda olduğu gibi) yeni bir topluluğu harekete geçiren özne olmamışlardır.

Gelişen dönemle birlikte ne yasal partiler durdukları yerde kaldı ne de gençlik mücadelesi. Yasal partiler, üniversite içerisinde de bir örgütlenme faaliyeti yürütmeye başladı. İlk etapta yasal partilerin üniversite faaliyetinin aktif yürütücüleri, gençlik mücadelesinin aktörleri arasından çıktı. Ancak yasal partilerin gelişmesiyle, oluşmuş tipoloji farklılaştı; partiler üniversitelerde gençlik mücadelesinin dışına düşmüş bir toplulukla da buluştu. Bu örgütlenme döneminde yasal partiler, fazla bedel ödemeden bir siyasal kimlik edinmek isteyen bir topluluğun derdine deva oldular. Demokratik muhalefetin etkinliğine katılmaksızın sunulan siyasal kimlik, tüm zaafları ile birlikte gençlik mücadelesine taşındı.

Tüm bu süreç sonrasında yasal parti faaliyetlerinin, üniversite unsurlarının gençlik mücadelesinde iki tür yanlış eğilimi ürettiğini söyleyebiliriz: Bunlardan ilki; yasal parti faaliyetleri, gençlik mücadelesini, kendi iç dinamiklerini geliştirerek değil, dışarıda yürüyen başka (parti) faaliyetlere göre örgütlemektedir. Dışarıda yürüyen faaliyet asıl siyasal faaliyet olurken, gençlik mücadelesi ve mücadele örgütleri buna (doğrudan olmasa da) bağımlı bir tarz da örgütlendirilmektedir. Yine bu anlayış, gençlik mücadelesinin sorunlarını, kendi iç dinamiklerini geliştirerek değil, yasal parti faaliyetini yaygınlaştırarak aşmak istemektedir. Bu anlayışın en uç ve kaba tezahürü ise demokratik muhalefete ve onun mücadele aracına değil’ dışarıda yürüyen parti faaliyetine adam örgütlemektir. (Bu tarz öz itibarıyla geleneksel solun gençlik mücadelesine, adam devşirme yeri olarak yaklaşmasından farklı değildir.)

Bu yanlış eğilimin teorik “üretim” olarak beliren kısmı ise; üniversitede akademik-demokratik faaliyeti birbirinden ayırarak, gençliğin bağımsız örgütünün akademik mücadele, yasal partinin ise politik, demokratik mücadele vermesini “uygun” gören bakış açısıdır. Bu anlayış bugün, EMEP gençliği tarafından yüksek sesle telafuz edilirken, ÖDP gençliğinin içerisinde de bir kesim tarafından sahiplenilmektedir. Politik üretimi kitle muhalefeti alanından dışlayarak, muhalefet yasal parti öncülüğünün “emin” kollarına bırakılmaktadır. Gençlik muhalefetinin politik mücadelesi, gençliğin boyunu aşması olarak tanımlanmaktadır. Oluşan bu yanlış kavrayış, üniversiter muhalefetin sınırlarını “öğrenci olmanın” sorunlarına darlaştırmakta, ülke demokrasi sorununa tavır alışı ise üniversitedeki yasal parti faaliyetinin bir parça sı olarak örgütlemektedir.

Üretilen ikinci yanlış eğilim ise günlük pratikte açığa çıkan pasifist tavırlardır. Bu anlayış, sistemle karşı karşıya gelinme riski olan tüm sokak eyleminde kendini göstermektedir. Karşılaşılan her polis barikatında dönemin özelliğine göre farklı gerekçeler (“kitleyi telef etmemek”, gençlik mücadelesini bitirmemek vs.) uydurulsa da sonuç hep aynı, barikata fiili zorlamaları tercih etmemek. Öznelerin ürettiği bu pasifist anlayış, salt gençlik mücadelesi değil ülkedeki demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından tehlikeli ve yanlış bir kültür üretmektedir. Bu kültür, kitle mücadelesinin sınırlarını çizen, demokratik muhalefetin suni dengesi konumunda olan polis barikatını kitleler gözünde güçlendirmektedir. En küçük demokratik hakkın dahi büyük bedeller ödenerek alındığı ülkemizde, oligarşinin sınırlarını zorlamayan bir muhalefetin başarı şansı yoktur. Bu yüzden, sistemin belirlediği sınırları zorlayan kararlı ve militan mücadele; maceracı, hayalperest., ütopik devrimcilerin isteğinin bir sonucu değil, ülkemizde muhalefet olmanın ilk şartıdır.

Kuşkusuz bu gelişmeler şaşırtıcı değildir, çünkü yapılanlar “sağcılığın geleneksel işlevlerini üstlenme ve üretme girişimidir. Yasal partiler, mücadelenin sınırlarını yasal mücadele sınırlarına darlaştıran, gençliğin ve demokratik muhalefet alanlarının militanlığını emen geleneksel işlevi adım adım yerine getirmeye başladılar. Ancak unutulmamalıdır ki, Türkiye ‘deki gençlik mücadelesinin tarihi, bu tarz bir anlayjşın eninde sonunda tasfiye edildiğini (TİP’in ve TKP’nin hazin! sonlan) yazmaktadır.

Sonuç Olarak

Dünya solunda gelişen yasallaşma dalgasının ülkemiz ayağını oluşturan yasal partiler, ülke genelinde hareketsiz bir topluluğu muhalefetle (yasal sınırlar içerisinde) tekrar barıştırarak, toplumsal harekette bir “canlılık” sağladılar.Ancak kendi bağımsız hattında yürüyen gençlik mücadelesinin payına, bu canlılık yerine, ne yazık ki sağ, pasifist bir mücadele anlayışı düşmüştür. Oligarşinin halka savaş koşullarının açık göstergelerinin yaşandığı ülkemizde, demokrasi mücadelesinin gereklerini yerine getirmek, bedellerini ödemeyi baştan göze almak anlamına gelmektedir. Kitlesel, militan, demokratik, meşru bir halk hareketinin, özelde gençlik hareketinin yaratılması önünde engel olabilecek her türlü yanlış kavrayışın politik-pratik bir süreçte mahkum edebilmesi bir zorunluluktur ve kaçınılmazdır.