Dönemin ODTÜ-ÖTK Yönetimiyle Söyleşi*

1- Öğrenci gençliğin örgütlenmesinde, düzenin öğrencilere yüklediği işlevi aşmaya yönelik ilkeler neler olmalıdır?

Burjuvazi, bir üst yapı kurumu olan eğitim sistemini kapitalizmin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki açmazlarına çözüm bulmak doğrultusunda kullanmaktadır. Mevcut eğitim kurumlarında en önemli yeri yüksek öğrenim kurumları almaktadır. Emperyalizmin eğitim politikası, geniş üniversite gençliğini toplumsal yaşantıdan uzaklaştırmaya, kampüsler içine hapsetmeye çalışmakta: akademik tehditler-barajlar önünde mezun olabilmek için, öğrencileri ders kitaplarıyla meşgul olmaya zorlamaktadır. Öğrenciler arasında birlikte hareketi zayıflatıcı yeni akademik tehditler-barajlar çıkarılmakta, yetmediği noktalarda “düzenin silahlı bekçileri” üniversite gençliği önünde yeni bir eğitim unsuru olarak boy göstermektedir. Oysa üniversiteler bilimsel doğruların metodlu bir şekilde araştırıldığı ve bu doğruların ışığında toplum ve doğanın gelişimi üzerine yargıların getirildiği, buna bağlı olarak bazı dünya görüşlerinin tartışıldığı, benimsendiği ve bu görüşlerin savunulmasındaki işlevlerin yerine getirildiği kuruluşlar olmak zorundadır. Özel mülkiyet temelinde yükselen toplumsal sistemin kültür politikası üniversitelere ve tüm eğitim kurumlarına bu fonksiyonu yükleyebilir mi? Tüm insanlığın ve doğanın çıkarına hizmet edecek bir kültür politikasını ve onun bir parçası olarak eğitim politikasını uyguluyabilir mi mevcut sistem? Elbette hayır. Çünkü bu anlayışın hayata geçirilmesi demek, mevcut sistemin -ve bu sistemi elinde tutan sınıfın ortadan kalkması demektir. Böyle bir olay burjuvazinin kendi kendini yok etmesi anlamına gelecektir. Işte bu gerçeği kabul edemiyen hakim güç, bu uyanışa karşı bir baskı politıkası uygulamaktadır. Bu baskı politikası ülke genelinde emekçi halk kitleleri üzerinde yürütülen politikanın bir parçasıdır.

Doğrudan sömürme ve sömürülme ikileminde bulumamasına karşın, öğrenci gençliğin, düzene karşı harekete geçen halk güçlerinin safında yer almasının nedeni, tüm toplumsal yapıyı öğrenip anlayabilme olanaklarına sahip olması, yani aydın karekteridir. Gençliğin toplumun en duyarlı kesimlerinden birisi olma özelliği, özerk ve demokratik üniversite doğrultusunda örgütlenmelere gitmesini ve sıcak mücadelenin içine daha çabuk katılmasını doğurmuştur. Mevcut eğitim politikasına karşı mücadelenin temel mücadeleye bağımlı olmasından dolayı, sorun örgütlenmekle bitmemekte, bu örgütlenmelerin gerçekten köklü fonksiyonlara sahip olması zorunlu olmaktadır. İşte bu anlamda hayatın her alanında olduğu gibi eğitim kurumlarında da, gençlik doğru toplumsal tespitler ve varolana karşı doğru alternatifler yaratarak bir eylemlilik ve mücadele hattı çizmek durumundadır. Örgütlenme, yeni ilişkilerin müjdecisi olmalıdır. Bunun için de öğrenci gençliğin örgütlenmesinde düzenin öğrencilere yüklediği işlevi aşmaya yönelik olarak yeni alternatifler sunan ilkeler ışığinda faaliyetler yürütülmektedir. Örgütlenmelerin ve çalışmaların hedefi, toplumda geniş halk kitlelerinin düzen içine entegre edilmesi amacını taşıyan mevcut egemen kültür anlayışının yerine, kollektiflik ve herkesin kendisinin ve toplumun yönetimine katılacağı, yeni ilişkilerin müjdecisi olabilecek bu ilişkileri oluşturmada birinci derecede bir araç olabilecek devrimci bir kültür anlayışı olmalıdır. Ancak böyle bir bakış açısı ile gençlik özerk ve demokratik üniversite yolunda somut adımlar atabilir. Elbette bu süreç içerisinde öğrenci gençlik fiili saldırılara da hedef olacaktır, bugüne kadar olduğu gibi. Çünkü onlar yürüttükleri çalışmalarda emekçi halk kitleleri ile bütünleşme, onların düşüncelerini yaşam ilkelerini savunma yolunda adımlar atmış olacaktır. İşte bunun için örgütlenip mücadele ederken, herşeyden önce gençlik doğru devrimci bir önderlik altında mücadeleyi yürütmeli, bu süreçte örgütlenmeli ve asla emekçi halkımızın temel mücadelesinden ayrı kalmamalıdır.

  1. Bu işlevi aşmaya yönelirken diğer kesimler ile (işçi, memur, öğretim üyesi) ilişkiler ne olmalıdır?

Eğitim kurumlarında ki egemen politika salt öğrenci kitlelerine yönelik bir politika değildir. Günümüz toplumsal sisteminin eğitim politikasinin yüksek öğrenim kurumlarinda özerklik ve demokratiklik ilkelerine ters düşen, bu uğurda yürütülen mücadeleleri engelleyici, baskici yokedici bir politika olmasinin sonucu, bu baski ve engellemeler üniversitelerdeki tüm kurum ve kesimlere de yansımaktadır. Doğal olarak mevcut toplumsal sisteme tabanda karşı çıkan unsurlar bile işçisi, memuru, öğretim üyesi ve yönetim kademesi ile egemen sınıfların kullandığı tüm baskı yöntemlerinden nasibini almaktadır.

Bu noktadan eğitim kurumlarında yürütülen mücadele salt öğrenci gençliğe açılan, salt öğrenci gençliğin örgütlenmesine yönelik mücadeleler olmamak durumundadır.

Varolan örgütlenmeler, sürdürdükleri mücadeleler süresinde o eğitim kurumundaki diğer kesimlerle (işçisi, memuru, öğretim üyesi ile) bütünleşmek, kaynaşmak, ve hatta ortak örgütlenip mücadele etmek zorundadır. Faşist katliamlarla varılmak istenen hedef aynı okulda öğrenci, emperyalizmin teknik eleman, idareci vs. sorunlarına çözüm bulmaya yarayacak bir politika ile yetiştirilmeye çalışılırken, aynı zamanda bir öğretim üyesi de bu politikaya hizmet edecek bir eğitim anlayışı ile donatılmak istenmektedir.

Her geçen gün yeni faşist katliamlar gerçekleştirilirken öğrenci, öğretim üyesi, memur, işçi ayrımı yapılmamaktadır. Namlular halkın evlatlarına çevrilirken Necdet Bulut’mu, Ertuğrul Karakaya’mı denilmemekte, her ikisine de kurşun sıkılmaktadır. Bu nedenle, nasıl ki gençliğin mücadelesini emekçi halkımızın mücadelesi ile bütünleştirmeye çalışıyoruz, aynı şekilde öğrenci kitlesi ve onların örgütlenmesi, bulunduğu birimde işçileri, memurları, öğretim üyelerini ve anaları, babaları yanlarına almak durumundadırlar. Ancak böylelikle mücadele daha güçlü kılınacaktır. Somut bir örnek vermek gerekirse: 1. MC Hükümeti döneminde Hasan Tan aracılığıyla ODTÜ yukarıdan aşağıya faşistleştirilmeye çalışılırken, ODTÜ öğrencileri, işçisi ile, öğretim üyesi ile, memuru ile ve aileleri ile birlikteliğin çok güzel örneklerini vermişlerdir. Bu anlayış ve çaba ODTÜ öğrencileri ve oların öz örgütü olan ÖTK’nin ortaya çıkan her türlü sorununu çözmede kullandığı olumlu somut bir yöntemdir.

  1. ODTÜ ÖTK bu işlevi yerine getirirken ne gibi faaliyetler düzenliyor. Gelecek için planlamalar nelerdir?

ODTÜ ÖTK ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda özerk üniversite-demokratik yönetim yolunda ileri bir adımdır. ODTÜ öğrencileri bu örgütlenmeleri aracılığı ile eğitimin her türlü açmazlarına karşı olanaklar ölçüsünde alternatifler yaratmaya çalışmaktadır. Kitlenin akademik, ekonomik, kültürel ve sosyal sorunlarına çözümler ararken, esas hedefin ne olduğunu kitlelere göstermeye ve onları bu uğurda mücadeleye sokmaya çalışır. Birkaç somut örnek sıralayacak olursak:

Okulumuzdaki eğitim sistemi ABD emperyalizminden aktarma olduğu için akademik anlamdaki baskılar oldukça yoğundur. ÖTK örgütlenmesi bu baskılardan ODTÜ öğrencilerinin en az zararla çıkmalarını sağlamak yolunda belli faaliyetler sürdürmektedir. Her dönem başında ücretleri çok yüksek olan ders kitapları karşılıkılı yardımlaşma ile sağlanmaya çalışılmakta, bulunamayan ders kitapları kendi olanaklarımız ile basılmakta, ders notları çıkarılmakta, kurslar verilmekte vb… Bunun yaninda “6 yilda mezun olma zorunluluğu-danışmanlık sistemi-ingilizce eğitimi Cur sistemi-gerekli ders alma sistemi vb. gibi kimi özel, kimi ise eğitim sisteminin değişmesi yolunda köklü çözümler isteyen engeller olarak tespit edilen hedeflerimiz ve çalışmalarımız vardır.

Kısa ve uzun vadeli akademik baskı ve açmazlara karşı yapılan çalışmaların, sunulan alternatiflerin yanı sıra ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik açmazlarından kaynaklanan baskılara karşı da belli önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Bu yolda binlerce ODTÜ öğrencisine değişik isimler altında (yemek bursu, kayıt bursu vs.) karşılıklı veya karşılıksız okul bütçesinden yardımlar sağlanmaktadır.

Bizler bu faaliyetleri sürdürürken sorunun salt kısa vadeli tavizler elde etmek olmadığını biliyoruz. Bu anlamda akademik-ekonomik talepler uğruna verilen mücadelenin yanında eğitimin akademik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda bir eğitim olması gerektiği bilinci ile bu alanlarda da önemli faaliyetleri olmaktadır. Bu noktada yaptığımız sayısız seminer, toplantı, panel vs…yanında çıkarttığımız değişik yayın organları eğitimin çok yönlülüğünün kavranmasında önemli adımlardır.

Bunun yanısıra okulumuzda gelenekselleştirdiğimiz kültürel faaliyetler, kitlelerin mevcut eğitim politikasına bağımlı olarak bireysel çıkarların peşinde koşan salt dersleri ile uğraşan insanlar yaratma çabasına karşılık, sanat, bilim, spor, toplumsal olaylar v.b. konularda duyarlılığı artırmakta, bu konularda düşünmeye, kitleleri eğitmeye yaratan bir itici güç olmaktadır. İşte son olarak bu yıl Mayıs ayı boyunca büyük bir özveriyle gerçekleştirdiğimiz ODTÜ Uluslararası 2. Sanat ve Kültür Şenliği, eğitimin çok yönlülüğünden ne anladığımızı göstermiş, büyük özlemini duyduğumuz ve uğruna canlarımızı verdiğimiz yeni toplumun kültür-eğitim sisteminin ne olması gerektiği yolunda büyük katkıları olmuştur. Bu devlet kuruluşunun bile düzenliyemiyeceği, fakat bir öğrenci örgütünün gerçekten büyük bir organizasyonla hayata geçirdiği bu şenlik, ODTÜ ÖTK’in her şeyden önce doğru bir devrimci önderlikle çalıştırılmasının, kitleleri etrafında örgütlendirmesinin bir ürünüdür. Çünkü okulumuzda ÖTK örgütlülüğü 10.000 ODTÜ öğrencisinin avukatı konumunda değildir. Daha bugünden, gelecek güzel toplumun, yeni insan ilişkilerinin tohumlarını atmak anlamına gelen şenlik çalışmaları bu anlayışla bir yandan alternatif kültürün nüvelerini hayata sunarken diğer yandan her türlü saldırılara değişik yöntemlerle göğüs germek anlamına gelmektedir.

Bizler ODTÜ öğrencileri olarak iki yılı aşkın bir süredir düzenli çalıştık, ama bu dönem boyunca türlü engelleme ve saldırılara maruz kaldık: Örgütlülüğümüz lağvedilmeye çalışıldı. Düzenin çeşitli kurumlarının saldırıları gündeme geldi. Ve bizler bu saldırılar karşısında düzenli eğitimden ne anladığımızı yarattığımız direnişlerimizle çok iyi anlattık.

Örgütlenmemizin çok daha güçlü olarak çıkmasıyla sonuçlanan şenlikten sonra ODTÜ öğrencileri olarak yerine getireceğimiz görev; ÖTK örgütlenmesi önderliğinde okulumuza örgütlülüğümüze, eğitim anlayışı ve faaliyetlerimize yönelecek her türlü saldırıları göğüslemeye çalışırken akademik-demokratik talepler yolunda daha ileri adımlar atmak, alternatif kültür politikasını dahada geliştirmek, kitleleri ÖTK örgütlülüğünün gerçekten bilinçli unsurları olmalari yolunda çok yönlü faaliyetleri sürdürmek ve böylelikle emekçi halkımıza namus borcumuzu ödemeye devam etmek olacaktır.

  1. Geçmişte ne gibi hatalar oldu, var olan ne gibi yönlerden eleştirilebilir? Böylesi örgütlenmelerin diğer öğretim kurumlarına yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar varmı?

ÖTK örgütlülüğü olarak geçtiğimiz yıllarda düştüğümüz hatalar genel olarak mücadele ve örgütlenmenin yani sınıflar mücadelesinin gelişimine ilişkin olgulardır. Örneğin iki yil önce kitlelerin ÖTK yönetimine aktif olarak katılmaları diye bir anlayışımız olsa bile, buna yönelik somut adımlar atılamıyordu.

Ancak, ülke genelinde demokratik halk iktidarinin şimdiden nüvelerinin atılması yolunda yeni örgütlenmeler ortaya çikmasına paralel olarak bu eksikler giderilmeye başlandı.

Yıllar geçtikçe bir çok eksikliğimizi aşmamıza rağmen bugün bile örgütlenme olarak bir çok eksiğimiz vardır. Örneğin ÖTK’in yönetime katılması yolunda okuldaki öğrencilerle ilgili tüm kurum kuruluş, komisyon, komite vb. kuruluşlara bir veya birçok öğrenci temsilcisi ile katılmamıza karşın, bu kurumların karar alma sürecinde oy hakkımız yoktur. Ayrıca belli kuruluşlara katılım oranımız mevcut konumu ile yetersizdir.

Örgütlenmemizin en temel eksikliği ise esas olarak örgütlenmemizin kalıcı bir örgütlenme olmamasından ve özerk-demokratik üniversite talebinin ancak bir toplumsal sistem değişikliği ile gerçekleşebileceği olgularından dolayı, kalıcı çözümler elde edilememesidir. Böylece bir olay gerçekte doğaldır. Ancak tüm bunlara rağmen özerk demokratik üniversite yolunda ileri bir adım olan ÖTK örgütlenmesi -biçimi değişik olabilir tüm eğitim kurumlarında kazanılması gereken bir demokratik mevzidir.

Ülkemizde faşist katliamların günbegün arttığı emekçi kitleler üzerinde tam bir yoketme ve sindirme savaşına karşılık, savunma örgütlenmeleri gerçekleştirilmeye çalışılırken,aynı anlayış ve bilinçle donanan insanlar ODTÜ’de olduğu gibi diğer eğitim kurumlarında ve hayatın diğer alanlarında gerekli örgütlenmeleri yaratma ve güçlendirme uğruna kıyasıya mücadele vermektedirler.

(*) Demokrat Gazetesinde 21,22,23 Haziran 1980 Tarihlerinde Dizi Olarak Yayınlanan Dönemin ODTÜ-ÖTK Yönetimiyle Söyleşi

Kaynak: ODTÜ TARİHÇE 1956-1980/ Nurettin Çalışkan/ Editör: Aykan Sever (Kaynağın kullanımına izin veren Aykan Sever’e teşekkür ederiz)