Ekonomik krizin karşısında üniversitelilerin talepleri var – Aralık/Ocak 2019

Bugün üniversiteliler, siyasal ve ekonomik krizin doğrudan muhatabı konumundadır. Bu konumundan doğru da ekonomik krizin yükünü taşımayı reddetmekte ve krizin günlük yaşamına sirayet ettiği noktalarda kolaylıkla politikleşmektedir

Erdoğan diktatörlüğünün anayasal temel kazandığı 24 Haziran seçimlerinden sonra memleket genelindeki sessizlik, ODTÜ Mezuniyet Töreni’nde üniversitelilerin taşıdığı pankartlarla dağıtıldı. Üniversitelilerin taşıdığı politik mizah içeren pankartlardan birisinde, “Göklerden gelen bir kriz vardır!” yazıyordu. Dolar’ın 5, Euro’nun ise 6’larda seyir ettiği; ekonomik krizin yakıcılığını pazarlarda patates-soğan üzerinden hissettirdiği o günden bugüne kriz günlük yaşantımızda her alana sirayet etmiş bulunmaktadır. Erdoğan, çeşitli açılışlarda ve törenlerde yaptığı konuşmalarla da açıkça belirtmektedir ki süreç içerisinde ekonomik krizin bedeli yalnızca halka kesilecektir. Üniversitelilerin bedavacılıkla suçlandığı bu konuşmaların alt metninde ise krizin üniversiteye olan yansımasını görebiliyoruz. Ekonomik krizle baş etme stratejisi üniversitelilerin ceplerine zamlarla, üniversiteye ise verilmeyen bütçeyle sağlanmaya çalışılmaktadır.

Ekonomik krizin etkisi altındaki üniversite
Temel ihtiyaçları karşılamaya bile yetmeyecek bir miktarda verilen kredi ve burslar, döviz kurundaki ivmeli artışın dolayısıyla alım gücündeki kat be kat düşüşün karşısında en can yakıcı sorunlardan biri haline gelmektedir. Üniversiteliler bu cüzi miktardaki parayla geçinememektedir. Üniversitelerin kantin ve yemekhanelerine gelen zamlar, ders araç gereçlerinin ve fotokopi notlarının artan maliyeti ise bu durumu kronikleştirmektedir. Üniversiteliler, yurtta elektrik ve su kesintiyle; kampüste ödenek alamayan ve faaliyeti kısıtlanan kulüp ve topluluklarla; derste sermayenin çıkarlarının savunusunu yapan bilimsellikten uzak akademisyenlerle; yemekhanede ise sonu gelmeyen kuyruklarla karşılaşmaktadır.
Bugün üniversiteliler, siyasal ve ekonomik krizin doğrudan muhatabı konumundadır. Bu konumundan doğru da ekonomik krizin yükünü taşımayı reddetmekte ve krizin günlük yaşamına sirayet ettiği noktalarda kolaylıkla politikleşmektedir. Üniversitelilerin yemekhane kuyruklarında verdiği tepkiler ve yurt isyanlarında açığa çıkan öfkesi, bize gençliğin iktidarla arasındaki çelişkinin itiraz etmekten ilerideki bir mevziiyi işaret ettiğini göstermektedir. Üniversiteliler, kendisine dayatılan ve reva görülenler karşısında yalnızca karşı çıkmıyor ve çeşitli düzlemlerde yan yana gelerek itirazlarını büyütüyor. Bu noktada kendi sorunları aracılığıyla siyasete dahil olan üniversiteli gençliğin ekonomik çatışmasını belirginleştirecek, ortak sorunlarını kapsayan bir mücadele programı çıkarmak Devrimci Gençliğin görevlerindendir.

İktidarın millileştiremediği krize karşı mücadele
Krizi yönetmek için devreye sokulan “Enflasyonla topyekûn mücadele” programı yerleşiklik kazanamadığı gibi başarıya da ulaşamadı. Bu program doğrultusunda firmalar kâr amacı güderek satılmayan ürünlerde %10 indirim kampanyası yapmaya başladı. Fakat bu mücadele programı firmaların pazarlama stratejisine dönüştüğünden halk nezdinde kriz karşısında birleştirici bir algı yaratamadı. Böylelikle iktidarın yaratmaya çalıştığı “milli kriz” demagojisi boşa düşmüş oldu.
Gelelim “milli kriz” demagojisi şu ana kadar üniversitelerde ideolojik ya da eylemsel olarak devreye sokulmamıştır. İktidarın, üniversitede “yerli ve milli” üzerinden kurmaya çalıştığı ideolojik hakimiyet üniversitenin aklı ve bilimi savunan, sömürüye karşı emeğin yanında saf tutan pozisyonundan doğru tutmaması bir yana bugün temel öğrenci problemlerinin ışığında gerçekliğini yitirmektedir. Bu nedenle ekonomik kriz üniversitelerde millileştirilemeyeceği gibi krize karşı herhangi bir mücadele başlığı da inandırıcı bir temele oturmayacaktır.
Üniversitelilerin talepleri doğrultusunda başka bir üniversite mümkün
Tarihin bu anında gençlik mücadelesi tam olarak yukarıda tariflediğimiz çatışma alanlarında, hak kazanımcı bir örgütsel biçimle kurulacaktır. Kantin sohbetlerinde, ders notu alışverişlerinde, yemekhanede, yurtta, daha sayabileceğimiz birçok alanda ifade edilen her bir sorunun aslında tüm üniversitenin sorunu olduğuna dair bilince çıkartılacak olan fikir çok kıymetlidir. Bu fikir üniversiteyi yeniden kuracak, başka bir üniversitenin mümkün olduğunu savunacak olan fikirdir. Üniversiteli gençliğin yan yana gelmesi, yaşadıkları sorunlar karşısında üniversiteye dair taleplerini dillendirip bu talepleri seferber etmesiyle olacaktır. Bu talepler en nihayetinde faşizme karşı mücadele ekseninde örgütlenecek ve üniversiteyi iktidar karşısında bir dinamik olarak memlekete kurtuluş reçetesi sunan bir pozisyonda konumlandıracaktır.

Üniversitelilerin talepleri
Sayfalarca uzatılabilecek ya da “Üniversitelilere söz, yetki ve karar” gibi tek bir başlıkta toplayabileceğimiz bu maddeler, genel öğrenci problemleri karşısında ortaya çıkan taleplerin muhtevasıdır. Türkiye’deki çeşitli üniversitelerdeki öğrenciler tarafından toplanan taleplerin bir çerçevesidir.

1) Kredi borçları silinsin; krediler bursa çevrilsin ve bursların miktarı artırılsın
2) Kamu yurtlarının sayısı ve niteliği artırılsın; bir kısıtlama uygulaması olan giriş-çıkış saat sınırlaması kalksın
3) Özgür bilim ve üniversite istiyoruz; egemenlik akla ve bilime; söz, yetki, karar üniversite bileşenlerine verilsin
4) Kulüp ve topluluklara faaliyet özgürlüğü ve nitelikli etkinlikler için yeterli ödenek verilsin
5) Üniversitelerde “Cinsel Taciz Komisyonları” ve “Kadın Araştırma Merkezleri” açılsın
6) Akademik özgürlük ve bilimsel üretim için yandaş kadrolaşma son bulsun
7) Rektörler atama usulü ile değil üniversite bileşenlerinin bağımsız seçimiyle göreve gelsin
8) Akademik özgürlük ve bilimsel üretimin önünde engel oluşturan YÖK kapatılsın
9) Üniversiter yaşam tahribatı son bulsun
10) Üniversitede bilim yapılır; ÖGB, polis, çeteler üniversiteyi terk etsin