Evde de İsyan – DEVRİMCİ GENÇLİK

‘Kent havasım solumak, Ortaçağ’da olduğu gibi, İnsanı özgürleştirmeği yerde, hasta ediyor artık.”

Herkesin herkese yabancılaştığı dünyada, kapitalizme ve yabancılaşmaya karşı ” oluşturulan küçük direniş odaklan aslında öğrenci evleri. Gerek ev içi ilişkiler, gerekse çevreyle (komşularla) kurulan ilişkiler; dünyayı ve yaşamı dönüştürme çabasının ayrıntı örnekleri olarak çıkıyor karşımıza. Öğrenci evi ve getirdikleri/götürdükleri konusuna geçmeden önce ‘öğrenci evleri öncesi” üniversite öğrencisinin barınma sorunu ve bu yaşam alanının özelliklerini görmek gerekiyor.

Üniversitenin kazanılmasıyla gündeme gelen sorunların başlıcası (hatta ilki) barınma! Üniversiteyi kazananın bu sorunu ilk çözüş yöntemi ise genellikle yurt..! Yurt, sosyal devletin(!); üniversiter yaşamı bir bütün olarak görmesi sonucu, üniversitelinin barınma ve beslenme sorunlarına getirdiği bir çözüm. “Çağdaş, laik, sosyal hukuk devletimizin(!)” parasız eğitim(!) anlayışıyla, barınma konusunda geliştirdiği en ucuz seçenek üstelik. Elbette bu ucuz seçeneği kullanırken ödenmesi gereken, maddi olmayan bedeller göz önüne alınmazsa… Örneğin üniversiteli özgür bireyin yurda giriş ve yurttan çıkış saatlerinin kısıtlanması, (bu konudaki cinsel ayrıma hiç girmiyoruz) üniversitelinin okuyabileceği kitaplar dergiler, dinleyebileceği müzik hakkında getirilen resmi/gayri resmi yasaklar, vs. vs. Yani ucuz ve rahat barınma yeri olarak gösterilen yurtlar bir zaman sonra (cezaevinden farksız bir hale geliyor muhalif birey için. Bu tarz bir baskılanmayı birlikte göğüslemek durumunda kalanların oluşturacakları, yaşamı (yurt yaşamını) dönüştürmeye yönelik örgütlenmelerin hem yurt yönetimince hem de diğer “yurttaşlarca nasıl karşılanacağı tahmin edilebilir herhalde.

Gittiği kentte yanında kalabileceği bir akrabası olmayan üniversiteli için tek bir seçenek daha vardır: Öğrenci evi!

Telaffuz edilmesiyle, insanda bir düzen dişilik aykırılık düşüncesini çağrıştıran öğrenci evleri, kuşkusuz bunu hak ediyor. İşin kötü yanı; bu çağrışımın emlakçılar, ev sahipleri ve apartman “sakinleri” tarafından da yapılıyor olması. Nereden çıktığı belli olmayan bir gelenek sonucu ülkemizde (özellikle büyük kentlerde. İlginçtir namus, ar haya sözcüklerinin daha sık telaffuz edildiği taşrada bu geleneğe daha az bağlılık olduğu görülür) bekara ve öğrenciye ev verilmez. Düzene başkaldırının temel alanlarından biri olan evlerin, öğrencilere verilmemesinin altında sermayedarların (ev sahiplerinin) düzeni korumak gibi bilinçli bir seçimleri mi yatıyor yoksa bu ortak tavır tümüyle bir içgüdüye mi dayanıyor belirsiz. Zaman zaman öğrencinin; eve iyi bakamayacağı, zaman zamansa çevrenin ar ve haya duygularını inciteceği ön-yargısıyla açığa çıkan toplumun’ öğrenciye bakışı, öğrencinin toplum nezdindeki yeri açısından öğretici olsa gerek. Taranan, bombalanan örgüt evlerinin(!) genelde öğrenci evi olması bir tesadüfle değil, söz konusu önyargının devlet tarafından kullanılması ve öğrencinin (ve evinin) meşruluğunun yitirtilmesiyle açıklanabilir herhalde. Öğrencilere kiralanan evlerin genelde zemin katta ya da yeraltında olması ise hem bunu bütünleyen hem de öğrencinin toplumsal yaşamdaki yerini cıcığa çıkartan bir durum. Normal(!) ailelerce yaşanamayacak, ancak kapıcı dairesi gibi toplumsal sınıfların alt tabakasında yer alanlar tarafından kullanılabilecek özellikteki evlerin öğrenci evi olarak düşünülmesi sınıf savaşımında kimin cephesinde olacağımızın göstergesi değil midir?

Muhalif cepheden bakınca, “ötekiler”in düzen bozuculuk konusunda düşündükleri doğru gibi görünüyor aslında. Evini yaşam alanı olarak gören üniversiteli alternatif yaşam düşünü bu vesileyle ortaya koyarken, gündelik yaşamdaki totalitarizmin “duvarları”nı zorluyor. Öğrenci, evi dekore edişinden odalar kullanış amacı ve stiline kadar pek çok konuda apartman “sakinleri” ile ayrı düşüyor. Zira oturma odası, salon, yatak odası gibi kalıplaşmış ev bölümleri; öğrenci evinin odalarını yetersiz kalıyor. Çünkü öğrenci evlerinde odalar ve salon, hep, çok ve farklı amaçlarla kullanılıyor.

Bu bakış açısıyla ev, sıradan bir barınma, aygıtı değil, yaşam alanı; gündelik yaşamda her gün farklı biçimlerde karşımıza çıkan “ayrıntı devrimlerin örgütlenme yeri olarak görülebilir. Özel yaşamın da gözetilmesiyle ortaya çıkan paylaşımlar, ortaklıklar devrim ve sonrası için fikir verebilir. Tam olarak “Devrim… Hemen şimdi!” demeye yaraşır yaşamanın ve örgütlenmenin adresi haline gelebilir öğrenci evleri. Yaşamın gözeneklerine inilen doğal komünler… Tek tipleşmeye karşı kapitalizmin göbeğinde, apartmanlarda açılan bir savaş cephesi…

Kurmayı düşündüğümüz dünya hakkında fikir veren öğrenci evi, bu konuda bazı ayıpları da taşımıyor değil. Eve gelen öğrenci olmayan biri evi tanımlarken mutlaka “yıkanmayan bulaşıklardan, biriken çöplerden, kirli lavabolardan” söz açacaktır. Nitekim öğrenci evi tanımlaması, diğer özellikleriyle birlikte (hatta daha baskın olarak) kirlilik anıştırması yapmaktadır. Aslında öğrencilerin kolay ev bulamamasının ana nedenlerinden biri de bu. Toplumsal yaşamdaki totalitarizme karşı çıkan gençlik, “işin temizlik öğesini” de pek ihmal etmiyor gibi görünüyor öğrenci evlerine bakınca. Bazen zamansızlıktan ama sıkça isteksizlikten kaynaklı olarak öğrenci, evine bakmayan bir insan nitelemesine reva görülüyor.

Bu yine anlaşılabilir bir durumken daha vahim sorunlar da görülebiliyor. Yaşamı ortaklaştıramadığı için bozulan arkadaşlıklar, dağılan öğrenci evleri hepimizin yanı başındadır. Eve yapılan harcamalar yüzünden çıkan tartışmalar, eve gelip gidenler konusunda yapılan kavgalar gündelik yaşamda devrim girişiminin başarısızlık örnekleridir.

Öğrencinin evinin olması ona özerklik getirdiği gibi yaratıcılık şansı da tanıyor. Ev arkadaşlarını, evin muhitini ve kalacağı odayı seçme şansına sahip olan öğrenci (“Özerklik, diğerleriyle çok farklı türden ilişkilerin seçilebilirliği temelinde, kendi kaderini tayin etmeye ilişkin temel bir demokratik idealdir.”); kolektif yaşanan alanlar dışında (Ör. salon, mutfak, banyo) kendi öznel mekanında yaratıcılığını da dilediği gibi kullanabiliyor. Yani yaşayacağı yeri/alanı kişi kendi yaratıyor ve yaşıyor!

Her başkaldırı hareketi gibi “öğrenci evi ayaklanması” da kendi kültürünü yaratıyor zamanla. Dinlenen müzikten giysilerin seçimine ve paylaşımına uzanan geniş bir yelpaze içinde konuyu değerlendirmek mümkün. Yaşam alanı olarak görülen her öğrenci evinin kaset arşivinde klasik sol kasetlerin dışında dikkati çeken birkaç isim çoktan ortaya çıktı bile: “Tüketilen müzik” piyasasında alçakgönüllü devrimler yaparak müzik yaratma özelliğine sahip oldukları görülen bu isimler rastlantı sonucu ön plana çıkmıyorlar tabii ki. Yaşamı algılayıştaki ortaklığın eseri bu seçim.

Yaratılan yeni kültür ev işlerinin paylaşımında da gösteriyor kendini. Bulaşıkların yıkanması, yemeğin hazırlanması, ev temizliği gibi birçok ev işi komünal bir paylaşımla yapılıyor. Yeteneklerin ve ilgilerin göz önüne alınmasıyla ortaya çıkan bu iş bölümü, düşlerdeki toplumu anlatmıyor mu aslında..?

Diğer bir kültürel özellik de “Halkların ‘Kardeşliği” sloganıyla özetlenebiliyor öğrenci evlerinde. Türk, Kürt, Arap, Laz, Rum… Pek çok halk kültürü öğrenci evi özelinde, kardeşlik sloganını yaşama geçiriyor.

Tüm bu değimlerin sonucunda ortaya çıkan manzara şu: Kapitalizme karşı, bu tek taraflı savaş ilanının cephelerini genişletmek gibi bir derdin olmadığı görülüyor. Yani, öğrenci evinin komşusu öğrencilerden rahatsız ve ne yazık önyargıları daha da pekişik. Savaş ilan eden taraf meşruluğunu sağlayamamış durumda yani. Yabancılaşmaya, kapitalizme karşı açılan bu anlamlı savaş, gündelik yaşamda yaratılan bu büyük devrim girişimi toplumsallaştığı ölçüde anlam kazanacak elbette. Yoksa, öğrenci evi, kapıdan girerken kapitalist ilişkileri ayakkabılığa bıraktığımız, günlük korunma alanımız olmanın dışına çıkamaz gibi görünüyor. Önemli olan günün beş-on saatinde kendimizi iyi edeceğimiz korunaklı alanlar yaratmak değil; yavan ilişkilerin bağrında sisteme açtığımız savaşı kazanımlarla, alanı genişleterek sürdürebilmek! Yani inadına isyan, inadına isyan!