Gençlik Hareketi ve Merkezileşme Sorunu – Ocak 1990

Toplumsal mücadelede bir talebin kazanılması veya genel olarak başarı, büyük ölçüde, söz konusu mücadeleden çıkarı olan kesimleri birleştirmekten ve bunların ortak hareketlerini yaratabilmekten geçmektedir. Bu yüzden, birlik, ittifak, merkezileşme gibi konular, mücadelenin pratik öneme sahip temel tartışma konularıdır. Çünkü esas olarak tartışılan, hem bir sistematik ve hem de pratik boyutu bakımından mücadele ve örgütlenmenin nasıl görüldüğü sorunudur.

İşte bunun içindir ki merkezileşme sorunu, 12 Eylül sonrası öğrenci gençlik hareketinin önemli bir tartışma konusu olmuştur.

Gençlik mücadelesi, bu dönemde, ülke gündemine 84-85 yıllarındaki dernekleşme çabalarıyla girmiştir. Daha sonraki süreçte öğrenci dernekleri, il platformları ve Türkiye Öğrenci Dernekleri Platformu olarak bir araya gelmiş, gençlik hareketinin canlanmasında belirli etkinlikler göstermiştir. Canlanmanın doğal bir sonucu olarak gençlik, kendi mücadelesine ve örgütlülüğüne ilişkin yeni sorular sormaya başlamıştır. Bir değişimin ifadesi olan bu sorular, platformların gündemine, platformun kendisine ve üyelerine ilişkin sorular olarak girmiş ve gençlik hareketi (kabaca da olsa) bir saflaşma yaşamıştır. 14-15 Nisan eylemleri bir yandan bu saflaşmayı belirginleştirirken diğer yandan tüm gençliğin ve devrimci demokrat kamuoyunun ilgi odağı olmuştur.

Ama, 14-15 Nisan eylemleri sonrasında, kazanılan prestij korunamamış, mücadele adım adım geliştirilememiş, tersine ağırlıkla “keseden yenilmiştir”. Bu süreçte, Türkiye Öğrenci Dernekleri Platformu ancak birkaç kez toplanabilmiştir. İl platformları sık sık toplanmayı sürdürmüşse de mücadelenin il düzeyinde planlanması bir gereklilik olarak kendisini dayatırken koordinasyon gibi sınırlı bir amaca göre oluşturulan bu yapılar gereksinimi karşılamakta yetersizlik göstermiştir.

Toplumsal mücadelenin genel gerçekliği ile gençlik örgütlenmesinin güncel karakteri arasındaki bu çelişmeyi gençlik mücadelesinin ve mücadele içerisindeki insanların bugünkü durumundan bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. (1)

Bugün, gençlik hareketi, ağırlıkla kendiliğinden kesintili ve cılız bir gelişme çizgisi izlemektedir. Ağır mücadele koşulları, gençlik mücadelesini dar bir politik kadronun omuzlarına yükleme ve geniş yığınlardan yalıtma yönünde etkide bulunmakta; bu durum, siyasal gruplarda kendi örgütleri ve eylemlerini gençliğin kitlesel örgütleri ve eylemlerinin yerine ikâme etmek eğilimini yaratmaktadır. Toplumsal muhalefetin genel seviyesindeki düşüklük, gençlik eylemini akademik mücadele çerçevesini aşmamaya zorlamaktadır. Bu durum, akademik mücadele ile faşizme karşı demokrasi mücadelesi arasında yeterince verimli bir ilişkinin doğmasına engel olmaktadır. Gençliğin genel politik bilincinin zayıflığı ve bulanıklığı mücadelenin kısa, orta ve uzun dönemli programlarının ve taktiklerinin iradî bir biçimde saptanamamasına neden olmakta, savunmacı-tepkici bir çizginin ötesine geçilememektedir (önceden belirlenen tek şey, çeşitli olayların yıldönümleridir). Meşruiyet çizgisi doğru kavratamamakta konunun yasallık / yasadışlılık, barışçı biçimler/ barışçı olmayan biçimler gibi özden çok biçime ilişkin kavramlarla ele alınması sonucu, sağ ya da sol (ağırlıkla da sağ) eğilimlerin olumsuz etkilerine maruz kalınmaktadır.

Öte yandan, aradan geçen dört yıla karşın, dernekler ve platformlar gelişkin ve istikrarlı bir iç ilişkiye kavuşturulamamıştır. Derneklerin üye sayıları belli olmadığı gibi, üyelerin hak ve sorumlulukları da düzenlenmiş değildir. Karar mekanizmaları tanımsız bırakılmıştır. Özellikle platform düzeyinde karar alma ve kararlara uyup uymama konusu belirsizdir. Tüzel kişiliği olmayan derneklerde yönetim (ya da yürütme) organlarının olmayışından/düzenli çalışmayışından kaynaklı inisiyatif boşluğu, bu kurulların biçimsel olarak var olduğu tüzel kişiliğe sahip derneklerde de organlaşmanın program esasına dayandırılmayışı nedeniyle sürmektedir.

NASIL BİR ÖRGÜT?

1980 sonrasında gençlik mücadelesinin ilk kıpırdanışından bu yana örgütlenme sorunları, gündemin ilk sıralarını işgal etmiştir. Temsilcilerin yetkileri ve denetlenmeleri, karar alınıp alınamayacağı vb. ile ilgili tartışmalar her toplantının ilk konusu olmakta, bu durumun çözümü çeşitli “örgütlenme” önerileriyle sağlanmaya çalışılmaktadır.

Bugüne dek ortaya atılan bütün “örgütlenme” önerileri “daha güçlü bir örgüt” aracığıyla “daha güçlü bir mücadele” performansı sağlamayı temel hedef olarak ortaya koymuş, bu amaçla kimileri “en geniş” kitleye ulaşmak için “sendikal” bir yapı önerirlerken, kimileri de politik cazibeyi artırmak için “sosyalist” gençlik örgütlerini öne çıkarmıştır, öncülleri bir yana bırakılırsa, çoğunlukla kendi içerisinde tutarlı olan bu öneriler, esas olarak, yaşama (gençlik hareketinin gelişme çizgisine) denk düşmedikleri için uygulanamamış, yaşam bambaşka bir yönde akmıştır. Çoğu bir hukukçu titizliği ile hazırlanan bir yığın pratik önerinin yaşama denk düşmemesinin temel nedeni, örgütlenme sorununun mücadele ile bağlantısının kurulamaması ya da yanlış kurulmuş olmasıdır.

Biz burada, gençlik mücadelesi için öngördüğümüz gelişme perspektifimizi sunacak ve merkezi örgütlenme sorununu bu çerçevede tartışarak çözüm önerilerimizi ortaya koyacağız.

*

Gizli faşizme geçiş süreci içerisinde açık biçimler kazanmaya başlayan gençlik mücadelesi, ilk etapta, oldukça yüzeysel, savunmacı tepkiler biçiminde kendisini göstermiştir. Süreç içerisinde bu tepkilerin kendi başlarına etkin demokratik hak ve özgürlükler için yürüttüğü mücadelenin organik bir unsuru olduğu ve gençlik mücadelesini halkın demokratik muhalefetinden ayrı bir yere koyarak incelemenin mümkün olmadığı görülmüştür.

Bugün, ülkemizdeki sınıflar mücadelesinin gelişme ekseni faşizme karşı demokrasi mücadelesidir. Bu mücadele, somut durumda, demokratik hak ve özgürlükler için yürütülen mücadeleler olarak ortaya çıkmaktadır. Demokrasinin bir devrim sorunu olduğu ülkemizde, demokratik hak ve özgürlükler için yürütülen mücadeleleri devrimci bir mücadeleye dönüştürmek olanaklı ve gereklidir.

Gençlik mücadelesi açısından buradan çıkarılacak sonuç şu olmaktadır: Gençliğin demokratik hak ve özgürlükler için yürüttüğü mücadeleler, faşizme karşı demokrasi mücadelesi içerisinde ele alınmalı ve geniş gençlik yığınlarının faşizme karşı mücadele hareketi içerisinde örgütlendirilmesi merkeze konulmalıdır. Gençlik mücadelesinin politikleştirilmesi ana sorundur. Ancak politikleşmeden anlaşılması gereken tek tek insanların bir takım politik fikirler edinmesini sağlamak değil mücadelenin politik bir karakter kazanmasını sağlamaktır.

Gençlik eyleminin politik içeriğini belirleyen somut bir gerçeklik olarak faşizme karşı demokrasi mücadelesi, politikleşmenin biçimini de belirler.

Faşizme karşı mücadele, emperyalizme ve yeni sömürgeciliğe karşı mücadeleden ayırt edilemez. Öte yandan bu mücadele, ancak emekçi halkın doğrudan ve kitlesel eyleminin proletaryanın önderliğinde, devrimci bir çizgi izlemesi halinde başarıya ulaştırılabilir. Dolayısıyla, gençlik mücadelesi, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizme yönelik devrimci bir mücadele çizgisi içerisinde örgütlendirilmelidir.

Demek ki, öncelikle, gençliğin demokratik hak ve özgürlük istemlerinden yola çıkılmalı ve bunlar, faşizme karşı devrimci bir demokrasi mücadelesi içerisinde ifade edilmelidir. Diğer bütün sorunlar faşizme karşı mücadele sorununa tabî olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla gençlik mücadelesinin örgütlendirilmesi, en geniş gençlik yığınlarının faşizme karsı mücadelesinin örgütlendirilmesi sorunudur.

Böyle bir örgütlenme, her şeyden önce demokratik olmalıdır: Demokratiklikten yalnızca, karar mekanizması ve süreçlerine ilişkin bir demokrasiyi değil, mücadelenin içeriğinin de demokratik olmasını kastediyoruz. Emperyalizme, faşizme,gericiliğe,şovenizme, her türden ırk ve cins ayrımcılığına, insanî çevrenin tahribine açıkça ve doğrudan karşı ve emekçi halktan yana olmayan örgütlenmeler işleyişleri ne denli demokratik olursa olsun “demokratik” sıfatını hak etmez.

Böyle bir örgüt, kitlesel olmalıdır: Kitlesellikten, üye sayısına ilişkin nicel bir özelliği anlamıyoruz. Üniversitenin (ve toplumun) verili durumundan zarar gören ve demokratikleştirilmesini isteyen gençlik kitlesinin doğrudan eylemine dayanmayı ve bu-eylemi devrimcileştirerek örgütlendirmeyi anlıyoruz. Akademik mücadeleyi kitleselleştirmenin bir aracı olarak görmüyoruz, diğer demokratik görevlerle birlikte, bunlardan biri olarak kavrıyoruz.

Bu örgüt, militan bir mücadele örgütü olmalıdır: Bu nedenle, üyelerinin aktif bir kitle oluşturmasını zorunlu buluyoruz. Mücadelenin asgari görevlerini yerine getirmekten kaçınan bir kitle kalabalığını değil, mücadeleye katkıda bulunan aktif bir kitleyi hedefleyen bir üye politikasını benimsiyoruz.

Bu örgüt, demokratik merkeziyetçi olmalıdır: Uygulamadaki merkeziyetçilikle karar alma süreçlerindeki demokratiklik arasında doğru orantılı bir ilişki kurulması gerektiğine inanıyoruz.

Gençliğin faşizme karşı mücadelesinin ülke çapında, demokratik, merkezî, kitlesel bir mücadele örgütü aracılığıyla yürütülmesi sorununu bu biçimde ele alırlarken, sorunun “daha sıkı bir örgüt” kurmaktan ibaret olmadığını, gençlik mücadelesinin hemen bütün yönlerini içine alan kapsamlı bir siyasal sorun olduğunu somut bir biçimde göstermiş de oluyoruz.

Önümüze koymamız gereken hedefi böylece ortaya koyduktan sonra, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğini tartışabiliriz.

Mücadele içerisindeki gençlik yığınlarını daha ileri bir noktaya taşımayı hedeflediğimize göre, onu nereden alacağımızı bilmeden bir tek adım dahi atamayız.

Gençlik mücadelesinin kimi sorunlarla karşı karşıya olduğunu gören ve keşfettiği sihirli formüllerden(!) gözleri kamaşan Yeni Çözüm’ün yaptığı gibi kendi kerametimizi öne çıkarmak için, mücadele içerisindeki gençliğin bugüne dek yarattıklarını yerden yere vurma yolunu tutmayacağız ( Bu sözümüzden hareketle “popülist demagoji” “ pragmatizm” gibi hiddetli ve şiddetli suçlamalara girişilebilir, ancak amacımız kitlelerin ruhunu okşayarak mevcut durumu korumak değil, tam tersine varolan durumun değiştirilmesinin olanaklarını yine bu durum içerisinde aramak olduğuna göre böylesi sözlere kulaklarımızı tıkayabiliriz).

İddiamız, bugün mücadele içerisinde bulunan gençliğin, yukarıda sözünü ettiğimiz türden bir örgütlenme ve mücadelenin omurgasının oluşturulmasında temel alınması gereken yegâne güç olduğudur.

Kitle mücadelesini örgütlendirmeye çalışan devrimci-demokratik gençlik kitlesini esas almaktan söz ederken, yalnızca “iyi niyetli, mücadeleci” insanları değerlendirmekten değil, beş yıllık bir mücadelenin birikimine dayanmaktan söz ediyoruz.

Bize, “ideolojik-politik düzeyi geri, dağınık, kesintili ve cılız bir eylemlilik içerisinde olduğunu kendinizin de kabul ettiği bir malzemeyi esas almaya nasıl cesaret edersiniz” denilecek.

Evet, gençlik mücadelesinin bir dizi sorunla karşı karşıya olduğunu ve bunların hiç de küçük sorunlar olmadığını biliyoruz. Ancak yine aynı gençlik hareketinin bu sorunları aşmaya yetecek güçte olduğunu da görüyoruz.

Bugün gelinen noktada, faşizme karşı mücadele, gençlik hareketinin ayırt edici niteliği haline gelme eğilimindedir; gençlik örgütleri, akademik yada kültürel örgütler olmaktan çok, faşizme karşı mücadelenin organları olmaya yönelmektedirler; demokratik hak ve özgürlükler için mücadele eden insanların, hızla politize oldukları ve devrimcileştikleri görülmektedir.

Masa başında yapılan hesaplardan kafasını kaldırıp mücadelenin somut gelişmesine bakan herkes, değişen bir şeyler olduğunu ve yaşanan değişimin, mücadele içerisindeki bütün kitleyi kucaklamaya başladığını görür. Gençlik mücadelesinde politikleşme baskın eğilimdir. 1989 yılının gençlik eylemlerine damgasını vuran faşizme karşı direniş olmuştur. Bu, ciddi bir bölünme yaşanmadan, bütünsel düzeyde bir gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. (1980 öncesinde yaşananların politik bakımdan revizyonizme ve oportünizme denk düşen gelişme olanaklarını büyük ölçüde tüketmiş olmasının bu durumda önemli bir payı bulunmaktadır).

Faşizme karşı mücadelenin, mücadele içerisindeki tüm kitleyi kapsamaya yetenekli devrimci bir birliğe dayanması gerektiği son derece açık bir biçimde kavranmaktadır. Birim dernekler ve Dernekler Platformunun (bütün çırpınmalara, sabotajlara, vb. rağmen) kitleler gözündeki prestijini ve meşruiyetini sürdürmesi ve güçlendirmesi buradan gelmektedir.

Faşizme karşı aktif kitle mücadelesinin gereksindiği militanlaşma ve disiplin üç-beş dernekçi öğrencinin niteliği olmaktan çıkıp, demokratik öğrenci kitlesinin önemli bir bölümünü içine almaya başlayan bir özelliktir. Ağır mücadele koşullarının daraltıcı etkisi, Yıldız çatışmalarından buyana izlenen aktif-kitlesel savunma çizgisiyle en azından frenlenmiştir, öte yandan birim derneklerdeki merkezkaç eğilimler gerilemekte, azınlığın çoğunluğa tâbiyeti anlayış gelişmektedir. Aynı gelişme eğilimi Dernekler Platformu için de geçerlidir. Özellikle büyük illerde, birim dernekler, Dernekler Platformu’nun aldığı kararlara uymakta eskisinden daha disiplinli davranmakta, ayrıca Platformlar da, eskisinden daha geniş bir işlev üslenmektedir.

Bütün bunlar, gençlik hareketinde, yaşanan bütün sorunlara karşın, devrimci eğilimlerin geliştiği ve güçlendiğinin göstergesi olarak kabul edilmelidir.(2)

Gençlik saflarında belirginleşmeye başlayan bu genel özellik yanında, halihazırda mücadelenin yürütülmesinde kullanılan temel araçlar olan birim dernekleri ve platformlarını, gençliğin ülke çapında merkezî, demokratik, kitlesel mücadele örgütünün yaratılması bakımından anlamlı kılan özelliklerine baktığımızda ise şunları görüyoruz:

Bugün, “dernek” kavramı, kitlelerin gözünde, demokratik hak ve özgürlükler için mücadele etmek üzere bir araya gelerek, demokratik bir işleyişle çeşitli biçimlerde faaliyet gösteren gençliğin doğrudan inisiyatifini tanımlamaktadır. Dernekler için yaratılmaya çalışılan “gizli örgüt” fobisi, önemli ölçüde etkisizleştirilmiştir. Demokratik kitle mücadelesinin organları olarak belirgin bir meşruiyet kazanan dernekler, politik bakımdan anti-faşist, anti-emperyalist, anti şovenist tavır alışı;işlevsel olarak, demokrasiden yana en geniş kitleyi içine almaya yetenekli demokratik bir birlik zeminini; işleyiş bakımından devrimci bir demokrasinin geleneklerini giderek kalıcılaştıran özgür bir siyasal atmosferi temsil etmektedir.

Birim dernekleri koordine etmek üzere kurulmuş olan platformlara bakıldığında, bunlarında olumlu gelişme eğilimlerini besledikleri gözlenmektedir. Gençlik mücadelesinin genel sorunlarının gündeme getirilmesinin somut zemini oluşturan platformlar- bu olanağı

ne denli verimli kullanabildikleri ayrı bir konu-, gençlik mücadelesinin politikleşmesine son derece önemli bir katkıda bulunmuştur. Platformların tüm birimleri birbirleriyle ilişkilendirerek, gençliğin demokratik hak ve özgürlükler için yürüttüğü mücadelelerin birbirinden yalıtılmasının önüne geçmiş ve eylem birliğinin güçlendirilmesini açık bir olanak haline getirmiştir, özellikle bu öğrenim yılında platformlar, koordinasyon aracı olmaktan çıkarak yerel düzeyde gençlik mücadelesinin (halihazırdaki) en yüksek karar organı konumuna gelmeye başlamıştır. Platformlar, birim derneklerin birbirleriyle kıyaslanabilmeleri ve deneyim aktarımına aracılık etmeleri sayesinde birim derneklerin yetkinleşmesine katkıda bulunmaktadır.(Platformdaki temsilci oranının artması bunun en açık göstergesidir).

Sonuç olarak, dernekler ve platformlar, tüm geriliklerine karşın, mücadele içerisindeki gençliğin birliğini ve faşizme karşı devrimci-demokratik eylem çizgisini kendisinde somutlaştıran yapılar durumundadır.

Gençliğin, ülke çapında merkezî, demokratik, kitlesel mücadele örgütünün yaratılmasında temel bir fonksiyon üstlenmesi kaçınılmaz olan bu yapıları devre dışı bırakmak, gerçekte, sözünü ettiğimiz türden bir örgütlenmeyi fiilen imkansız hale getirmekten başka bir işe yaramaz.

Böyle bir örgütlenmenin yaratılmasında, birim dernekler ve platformlardan gelişen (iller düzeyinde, platform etrafında örgütlenmiş birim dernekler kitlesinin çoğunluğunun, ülke çapında ise, gençlik mücadelesinin meşru inisiyatif merkezleri durumunda bulunan İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerdeki dernekler platformlarının desteğini sağlayan) bir inisiyatifin rolü yaşamsal öneme sahiptir. (2)

 

NASIL YÜRÜMELİYIZ?

Görülen odur ki, bu gün, ülke çapında bir örgütlenmeye girişilmesinin koşulları henüz olgunlaşmamıştır. Bugün olanaklı ve gerekli olan, hali hazırda çalışmakta olan il ve bölge platformlarının (3) yerel düzeyde, daha gelişkin örgütlülüklere dönüştürülmelidir.

Yerel örgütlenmelerin basit koordinasyon biçimlerini aşarak daha ileri birliktelikleri yaratması, ülke çapında girişilecek bir örgütlenme faaliyeti için köşe taşlarını yaratacaktır.

Yerel örgütlenmelerin basit koordinasyon biçimlerini aşması, bugün artık, yalnızca kafalarda varolan bir fikir olmaktan çıkmış, pratik bir gelişme eğilimi halini almıştır. [Kimilerinin sandığı gibi bu, MÖGD sakızını durmaksızın çiğnemekle ortaya çıkan bir durum değildir. Mücadele içerisindeki gençlik, kendi doğrudan örgütlerinde demokratik merkeziyetçi bir işleyişin zorunluluğunu pratik içerisinde görmekte ve bir yandan birim derneklerini mücadele örgütleri olarak kurumlaştırma ve kabalaştırmaya girişirken diğer yandan da basit bir eylem birliği zemini olan Dernekler Platformuna, yerel düzeyde bir karar organı vasfını yükleyerek bağlayıcılığını fiilen benimsemektedir. 1 Aralık, 4 Aralık ve 25 Aralık olayları, (İstanbul’da YÖK’ü Protesto Mitingi, Ankara’da Gazi Yürüyüşü ve 26 Aralık olayları, bu gerçeği görmek istemeyenler için yeterince öğretici olmalıdır.) MÖGD’ cilerin yarattığı oldu bittiler, daha güçlü birliklerin yaratılması için atılan adımları baltalamaktan başka bir işe yaramamaktadır].

Bu durumda yapılması gereken, artık bir karar organı işlevi yüklenmeye başlayan tüm Dernekler Platformlarında, gündeme yerel düzeyde birim örgütlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini merkezi, demokratik, kitlesel mücadele örgütünün ilişkilerine dönüştürmeyi koymaktır. Şu an, en azından İstanbul ve Ankara Dernekler Platformu bu tür bir dönüşümü gündemine alabilecek durumdadır.

Yerel düzeyde birim derneklerin birbirleriyle olan ilişkilerini sözünü ettiğimiz tarzda dönüştürmek için, Dernekler Platformunun bu tür bir dönüşüm sürecini yönetecek organlaşmalara ve düzenlemelere gitmesi gerekmektedir. Bunların başında, Dernekler Platformuna katılan temsilcilerin yetkili olup olmadıklarının artık tartışılır olmaktan çıkarılması ve bu tür bir sürece aktif olarak katılacak derneklerin katılım biçimlerini saptamak üzere ortak ve tarafsız bir denetime açılmaları gelmektedir.

Öte yandan, birim derneklerin, böylesi bir sürece etkin bir biçimde katılabilmeleri için taşıması zorunlu olan nitelikleri hızla kazanmaları göstermeleri gerekmektedir. Her şeyden önce, birim derneklerin üyelik normları ortak bir biçimde saptanmalı ve bu normlara uygun üye sayıları belirlenmelidir. (Biz üyelik normu olarak, mücadeleye düzenli olarak katkıda bulunmayı yeterli buluyoruz. Bu katkı, aidat ödemek ve derneğin etkinliklerine asgarî düzeyde katılmak olarak ele alınmalıdır). İkinci olarak, derneklerin karar ve yürütme

organlarının (elbette demokratik bir biçimde) oluşturulmuş olmasını zorunlu buluyoruz.

Ancak, sürecin başlatılması için birim derneklerin bu sürece etkin bir biçimde katılmaları bakımından kazanmaları gereken niteliklerin tüm birimlerde gerçekleşmesini beklemek gibi bir düşüncede değiliz. Yerel düzeyde sözünü ettiğimiz türden bir örgütlenmenin, etkin bir biçimde faaliyet göstermesini sağlayacak ölçüde bir temelin oluşturulmuş olmasını yeterli buluyor ve (en azından İstanbul ve Ankara için) birim derneklerin örgütlülük seviyesinin bu güçte olduğunu düşünüyoruz.

Gelinen noktada, bu örgütlenmenin federatif bir karakter taşıması gerektiği inancındayız. Federasyon(4) önerimiz iki temele dayanmaktadır. Birincisi, birim dernekler, etkinlik gösterdikleri okullarda gençlik mücadelelerinin yönetici organları durumuna (asgarî anlamda) gelmiş ve bu durumu ortadan kaldırmak değil güçlendirmek gerekmektedir; ikincisi, yerel düzeyde birlik zeminlerinin yani birimlerin birbirleriyle ilişki kurma biçimlerinin somut karakteri federatif bir düzenlemeye daha yatkındır. Aşağıdan yukarıya bir örgütlenmenin kuruluşu bakımından, birim dernekler böyle bir örgütün alt organları olmaya yeteneklidir.

Birim faaliyetlerinin derneklerde ifadesini bulduğu bugünkü durumda, birimlere merkezî yapılanma arasındaki ilişkiyi birim dernekleri etkisiz hale getirip tek yönlü bir ilişki dahilinde düzenlemeye kalkışmak, sözde ne kadar “aşağıdan yukarıya” örgütlenme denilirse denilsin yukardan aşağı bir yapılanmaya varır(5). Aşağıdan yukarıya örgütlenme, yönetim kademelerinin seçimle oluşturulması olarak ele alınamaz (böyle bir yaklaşım en merkezî Leninist partinin bile aşağıdan yukarıya örgütlendiğini kabul etmek gibi bir saçmalığa yol açar). Aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağı örgütlenmeler, örgütsel oluşum süreçleri bakımından şu temel noktada birbirlerinden ayrılırlar: Yukarıdan aşağı örgütlenmelerde üyelerin yetkilendirdiği bir merkez aşağıya doğru bütün örgütsel birimlerin oluşum ve faaliyet süreçlerini belirler; aşağıdan yukarıya örgütlenmede ise, örgütsel birimler bu biçimlerde etkinlik gösteren üyeler tarafından teşkil edilir ve birim etkinliği, ortak çalışma program çerçevesinde birimin doğrudan inisiyatifiyle gerçekleştirilir. (Yani, merkez, belirleyici değil koşullayıcıdır. Konunun ideolojik birlik ve politik tek merkezlilik gibi yönlerini burada tartışmayacağız).

MÖGD’cü arkadaşların bir yandan federasyon önerisini reddederken, diğer yandan MÖGD’e birim derneklerin üye olmasını kabul etmeleri bir çelişkidir. Ancak biz bu çelişkinin olumlu bir yanının da bulunduğu inancındayız. MÖGD’cü arkadaşları, merkezî bir örgütlenmenin alt organlarının teşkilinde birim derneklerin pratik vazgeçilmezliğini hissettiklerini ve bu nedenle de federasyona özgü bir ilişki olan, örgüt halinde üyelik statüsünü benimsemek zorunda kaldıklarını düşünüyoruz. Ancak bu durumun, arkadaşların önerilerinde kimi açmazlara da neden olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bir yandan, üyelik statüsü federe bir yapıya uygun olarak (“üyelik” ve “meşru üyelik” statüleriyle) düzenlenirken (6), diğer yandan bireylerin üyeliğe kabulü, MÖGD yönetim kurulunun onayına (7) tabî bulunmaktadır. Birim derneklerin merkezi örgütlenmeye katılımının MÖGD yönetim kurulunun onayına tabii oluşu zorunludur elbet, ancak, MÖGD’e üye bir derneğin üyelerinin otomatik olarak MÖGD üyesi sayılması gerekirken, ayrıca üye edilmeleri (eğer gözden kaçan bir ayrıntı değilse) ciddi bir açmazın ifadesidir. Federasyon ya da konfederasyon olmayan bir merkezi örgütlenmenin alt örgütlenmesi, şubeler biçiminde oluşturulur, şubelerin ise ayrıca üye olmaları gibi bir durum yoktur. Ayrıca aşağıdan yukarıya örgütlenen bir merkezî yapının şubeleri bile üye kaydına yetkilidirler. Üye kaydına dahi yetkisi olmayan şubelerin neye yetkili olacağını (dolayısıyla bunun nasıl bir aşağıdan yukarı işleyiş olacağını) merak etmemek elde değil. Her halde “Gerek duyduğunda organlarının kararlarına tabî” (8) olmak gibi garip bir tabiyet anlayışına, merkezin kararlarını yerine getirmekten başka hiçbir anlamı olmayan bir yetki anlayışı denk düşüyordur.

Biz bu önerinin yalnızca bir taslak olduğunu düşünüyor ve bir uzlaşma zemininin oluşturulabileceğini umuyoruz.

Burada tüzük taslakları sunmayı fazlaca yararlı bulmadığımız, asgarî bir tartışma yaşanmadan ortaya atılan tüzük taslakları etrafında gereksiz bir kamplaşmanın doğabileceğini düşündüğümüzden tartışmanın kendisini nasıl yürütmemiz gerektiğine dair öneriler getireceğiz.

Bizce yapılması gereken ilk iş, Dernekler Platformunun, platformda temsil edilen gençlik kitlesinin merkezî, demokratik bir mücadele örgütü, bünyesinde bütünleştirilmesi kararını, almasını sağlamaktadır. Bu kararla birlikte, platform, yalnızca kararı bağlayıcı kabul eden derneklerle toplanmalıdır. İkinci olarak, platforma katılan derneklerin çoğunluğunca benimsenen ortak ve tarafsız bir denetleme kurulu aracılığıyla, platformdaki temsilcilik tartışmalarına son verilerek, platforma istikrar kazandırmalıdır.

Üçüncü olarak platformda bir, birlik kurultayı kararı alınmalı ve oluşturulacak örgütlenmenin biçimi ve işleyişi hakkındaki tüm düzenlemeler bu kurultayın gündemi olarak açıklanmalıdır.

Ayrıca, denetleme komisyonunun yardımıyla üye sayıları saptanan derneklerden, platformda karara bağlanan biçimde seçilen delegasyonlarla toplanacak olan Birlik kurultayına hazırlık olarak Dernekler Platformunda ortak bir tüzük komisyonu oluşturulmalı, bu komisyon tüm birim dernekler ve üyeleriyle iletişim kurmalı ve komisyondan çıkan alternatif tüzük önerileri birim derneklerin gündemine sunulmalıdır.

Bu ön hazırlıkların tamamlanmasının (hazırlık süreci daha önce platformda takvime bağlanmalıdır) ardından delege seçimlerine geçilmeli ve Birlik Kurultayı gündemini karara bağlamak üzere toplanmalıdır.

Bu öneri, büyük illerin Dernekler Platformları için oluşturulmuş genel bir öneridir. Platformların gelişme süreçlerindeki ortak yönleri esas alarak oluşturulan bu önerinin, somut durumlara uygun bir biçimde zenginleştirilmesi mümkündür.

“Gençlik hareketinin birliği için, bir yığın idealist formülasyona ihtiyaç yoktur. Önemli olan Emperyalizme ve Faşizme karşı mücadele sorununda birlik olmaktır… Böylesi bir birlik, halkımızın bağımsızlık ve demokrasi mücadelesindeki birliğinin [de] bir parçası olacaktır” [Devrimci Gençlik, sayı 1, 20 Kasım 1976]

(1) Mücadelenin yükselişi, düşüşü, durağanlaşması, mücadele örgütlerinin yapısında değişikliğe gidilmesini zorlarken, söz konusu örgütler de bu zorlamaya yeteneği ölçüsün

de yanıt vermeye çalışır. Yeni mücadele koşullarına uygun örgütlenmeler bu çatışma içerisinde uç verir ve devrimci bir iradeyle mücadelenin içerisindeki yerini alır.

Mücadele ile örgüt arasındaki bu diyalektiği anlayamayan Y. Çözüm, pek de geniş olmayan hayal gücü dışında hiçbir somut olguya/sürece dayanmayan projeler üretmekte, üstelik “olayların doğal akışının hiçbir zaman gitmeyeceği bir doğrultu da kurduğu bu hayalleri gerçekleştirmek için sabır sınırlarını zorlayan yollara başvurmaktadır. Biz hayal kurmaya karşı değiliz, üstelik bunu yararlı da buluruz; bir tek şartla ki: hayal, “olayların doğal akışının ötesine geçebil(sin)” ve “zihni(miz) ilerilere atlayarak, elleri(mizin) henüz biçim vermeye başladığı ürünün tam ve eksiksiz bir tablosunu göz(ümüzün) önünde canlandır(sın)” (Pissarcu, Aktaran Lenin. Ne Yapmalı, S. 199].

(2) Bir üst örgütlülüğe geçilirken, devrimci inisiyatifin zorunlu rolünden söz ederek, kendilerinde, akıllarına gelen her şeyi yapma hakkı bulan arkadaşlardan önemli bir ayrım noktamız budur. Biz böylesi bir inisiyatifin, meşruiyetini, kendilerine karşı sorumlu olduğumuz devrimci-demokratik öğrenci kitlesinin çoğunluğundan alacağını/alması gerektiğini iddia ediyoruz, Y. Çözüm ise, kerameti kendinden menkul yüksek(!) ideallerinden.

(3) Y. Çözümcülerin MÖGD için önerdikleri tüzük taslağında öngörülen “İstanbul ve Marmara Yüksek öğrenim Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği”, mücadelenin somut gerçekliğinden koptuktur. İstanbul’daki gençlik mücadelesinin Marmara bölgesindeki gençlik mücadelesiyle ilişkisi, başka herhangi bir bölge ile ilişkisinden farklı değildir. Bu adla kurulacak bir derneğin yalnızca bir İstanbul derneği olacağı ortadayken, önerinin bu biçimde getirilmesi, bize, birbirleriyle ilgisiz okulları aynı üniversite içerisinde toplama gibi idarî düzenlemelerde görülen bürokratik zihniyeti anımsatıyor. (Tabii bir de, “Elektrik Fakültesini fişe takmayı” öneren Muhlis Bey’i.

(4) Federasyon, birden çok örgütsel birimin, her biri kendi temel bütünlüğünü koruyarak tek bir merkez altında birleştiği bir örgütlenme biçimidir.

(5) Aksi bir örnek olarak gösterilebilecek TOB-DER’ in kuruluşu sırasında, demokratik öğretmen kitlesine yayılan birim örgütlerinin bulunmadığı hatırlansın.

(6) MÖGD Tüzük Taslağı, Madde 7-8 (BDSMDC Sayı 3)

(7) Aynı yerde. Madde 9

(8) Aynı yerde, Madde II. Bu maddenin yazılışında büyük bir olasılıkla dizgi hatası var ama hangi bağlama oturtulursa oturtulsun “gerek duyduğunda tabi” olmak garipliği pek kolay açıklanmaz.