Gençlik Mücadelesi’nde arayışlar: Geçmişin dersleri – Aralık/Ocak 2019

Gezi toplumsal hareketlere ve gençlik hareketine iktidarın ucunu göstermiş ve Gezi’den sonraki süreç gençlik mücadelesinin diğer mücadele alanlarıyla yolunun sıkça kesiştiği ve çoğu zaman da genel siyasi yönelimin içinde pozisyon aldığı bir dönem olarak gelişmiştir. Dolayısıyla gençlik hareketini değerlendirirken tolumsal muhalefete dair genel değerlendirmenin de önemi artmaktadır
Üniversite mücadelesinde rota arayışları sürüyor. Üniversiteye yönelik politik/ideolojik saldırıya karşı etkili bir cevap geliştirilememesi üniversite muhalefetinin bazı öznelerinin çaresizlik, umutsuzluk girdabına savruluşuna doğru ilerliyor. Olanı sürdürme, politikayı kitle reflekslerine uyan şekilde belirleme eğilimleri artıyor. Gençlik mücadelesinin yeniden hangi zeminde yükseleceğine dair aceleci bir giriş yapmak yerine içinde bulunduğumuz durumun hangi nesnel ve öznel koşullarda geliştiğine odaklanmak yararlı olacaktır.
Haziran İsyanı ve gençlik hareketi
Gençlik hareketi Gezi’ye kadar; neoliberal uygulamaların üniversiteden çıkarılması yönünde hak kazanım mücadeleleri, siyasal İslamcı gerici saldırıya karşı ideolojik karşıtlığın güçlendirilmesi ve AKP faşizmine(1) karşı direniş biçiminde gelişmiş, siyasi temsilini AKP’lileri üniversiteye sokmama çizgisinde oluşturmuş(2) , AKP’yi de neoliberal programın uygulayıcısı gerici-faşist bir siyasi iktidar olarak tanımlamıştır. AKP karşıtlığını geniş öğrenci kitleleri içinde hak mücadeleleri ekseninde örgütlemiş ve Haziran İsyanı’na giden süreçte tüm bu tepkiselliği Erdoğan karşıtlığında somutlamış ve Gezi’ye “Hükümet İstifa” sloganıyla katılan bir üniversiteli kimliği yaratmıştır.
Öğrenci Kolektifleri özellikle 2010 yumurta eylemleri ile pik noktasına ulaşan ve Gezi’ye kadar da hem yerel/özgün direnişlerle hem de AKP’lileri üniversiteye sokmama çizgisiyle gençlik hareketinde sürükleyici özne olarak öne çıkmıştı. Öğrenci eylemlerinin yaygınlaşması, gençlik mücadelesinin AKP karşıtı mücadelenin içinde kimlik kazanması durumu ne yazık ki AKP karşıtı en geniş öğrenci kitlesinin ortak hareket ve örgütlenme formlarının yaratılmasıyla taçlandırılamadı. Kolektif hareketi güven veren, etkili bir muhalif hareket olmakla beraber; hareketin yükseldiği dönemlerde katılım kanalları yaratmayı ve belki de Kolektif’i de aşan bir biçimde gençliğin tüm muhalif unsurlarını kapsayacak ortak bir örgütlenme deneyimi yaratamadı. Tüm öğrencileri sürükleyebilecek bir siyasi merkezin yokluğu, Gezi’ye kadarki süreci sırtlayan gençlik hareketinin Gezi’ye dağınık biçimde katılmasına yol açtı ve isyanı ilerletme noktasında hamle yapma şansını azalttı.
Haziran İsyanı’nın ardından siyasi yasakların neredeyse sıfırlandığı, üniversite hareketini bastıran nesnel zorlukların neredeyse hiç yaşanmadığı ve rüzgârın arkaya alındığı bir dönemde gençlik hareketi Gezi’ci kitlelere propaganda yapan ve onu mevcut örgütsel yapıya davet eden biçimi aşamadı. Üniversitelerde hemen her şeyin rahatça yapılabildiği, üniversitelilerin politik hareketlere katılımının en yoğun olduğu bu dönemde özerk-demokratik üniversite mücadelesinin en geniş öğrenci kitlesiyle buluşabileceği zeminlerin yaratılmasında zayıf kalındı, kalıcı ve kapsayıcı mekanizmalar oluşturulamadı.
Oysaki piyasacılığa, gericiliğe ve AKP’ye karşı biriken üniversiter öfke ve talepler, tam da Gezi sonrası oluşan atmosferde bunların üniversiteden tamamen çıkarılmasına ve üniversitelilerin üniversite yönetiminde söz sahibi olduğu kalıcı mekanizmaların oluşturulmasına dair bir hareket biçimi kazanabilirdi. Polisin, ÖGB’nin, kamera ve turnikelerin, faşist-gerici örgütlenmelerin üniversitenin dışarısına çıkarılması; üniversitenin ve üniversiter yaşamın cinsiyet eşitlikçi, laik, özgür biçimde yeniden inşasına dair atılacak sahici adımlar olanaklı olduğu kadar gerekli de olduğunu bugün daha net biçimde göstermiş oldu. Bu dönemde grup çıkarları, “kendi örgütünü güçlendirme” kaygısı aşılamadı. Kolektif hareketi tüm bu tartışmanın kuşkusuz en hızlıca aşılabileceği örgütsel form olmasına rağmen toplumsal muhalefetin genel eğilimlerine, egemen siyasetin belirlediği/dayattığı gündemlere göre tavır/pozisyon almanın dışına çıkmakta zorlandı.
Haziran isyanı ve toplumsal muhalefet
AKP’li yıllar Türkiye’de toplumsal muhalefetin yeniden gelişme dinamiği kazandığı yıllar oldu. Gezi’ye kadarki toplumsal hareketlerinin(3) muhalefet biçimi eleştirel, sorgulayıcı, protestocu, hak mücadelelerinde korumacı/kazanımcı, sorunlara karşı acil çözümler arayan direniş hareketleri biçiminde gelişti. Tüm bu toplumsal öfke birikimi neoliberal, baskıcı, gerici siyasi iktidara karşı bir patlama anı oluşturdu. Hareket Haziran İsyanı’yla bir noktaya kadar geldi ve tam o anda sınırları da ortaya çıkmış oldu. Devrimci hareketin Gezi’ye kadar birikirdiği siyasi deneyim, Gezi’yi iktidarı hedefleyen bir perspektifte geliştirmeye el vermedi. Gezi Direnişi çok büyük bir toplumsal patlama, büyük bir protesto hareketi olarak var oldu ancak iktidarı ele geçirme hedefinden yoksun kaldı.
Kitlesel halk direnişini bir protesto hareketi olmaktan çıkarıp, onu iktidarı hedefleyen bir ayaklanmaya dönüştürme noktasında politik önderliğin eksikliği belirginleşti. Gezi’ye kadar gelişen parçalı direniş biçimleri isyan anı da dâhil olmak üzere, kendi siyasal merkezini ve temsiliyetini yaratamadı. Bu eksiklik kendiliğinden eğilimlerinin güçlü gelmesine, örgütlü müdahalenin, yönlendirmenin gecikmesine/yapılamamasına yol açtı.
68 öğrenci hareketini de bu bağlamda değerlendirmeye katabiliriz. Yükselen öğrenci hareketi toplumun diğer kesimleriyle de buluşmayı başarmış, gündelik çelişkilerin siyasallaştırılması noktasında 68 kuşağı yaygın bir etki yaratmıştır. Ancak bu hareketlilik de yine devlet şiddetiyle (71 darbesi) bastırılmaya girişilmiştir. O günün koşullarında bu hareketin içinden inisiyatifler gelişmiş ve devlet şiddetini ilk anda durdurmayı hedefleyen bir direniş biçimi gelişmiştir. Devrimci kadroları ve politik merkezi imhayı dahi göze alan bu direniş çizgisi, 68’in anti-emperyalist çerçevede oluşturduğu politikleşmeyi örgütlü hale getirmeyi hedeflemişti. Bu dönemin devrimci çıkışı, tüm kadroları imha edilmesine rağmen, 70’li yıllarda faşizme karşı mücadelede gelişen devrimci hareketin kurucu tohumlarını atmış ve bir mücadele geleneği yaratmıştı. Gezi’den sonra böyle bir inisiyatifin gelişmediği bir gerçektir. Bugünkü ihtiyaç 70’lerin aynısıdır iddiasında değiliz ancak politikleşmiş bir kitle temelini, örgütlü harekete dönüştürmeyi dert etmek ve tüm eylemi, yaşamı buna göre kurgulamak hala aynı geçerliliği korumaktadır.
Gezi ile açığa çıkan muhalefet potansiyeli, kontrgerilla çekirdeğinin parçalandığı bir rejim krizinin oluşmasında belirleyen oldu. Kitlesel halk direnişlerinin nasıl bastırılacağı konusunda rejim derin bir krize girdi. Direnişçi kitleleri düzene yeniden entegre etmenin bir yolu bulunamadığından, AKP için iktidarda kalmak bu toplamla savaşmayı gerektirdi. Gezi’den sonra egemenler açısından oluşan asıl düzlem, devrimci sürecin nasıl bastırılacağı üzerine yoğunlaştı.
Diktatörlüğün inşası ve devrimci sürecin bastırılması
AKP, Gezi sonrasında devlet şiddetinin en etkili biçimde kullanılması aracılığıyla esas olarak devrimci sürecin bastırılmasını hedefledi. Devrimci sürecin ilerletilmesinin, devlet şiddetine direnilebilmesiyle eşgüdümlü olduğu bu dönemde devlet şiddetini etkisizleştirebilen bir direniş biçiminin geliştirilememesi devrimci sürecin gerilemesine yol açtı.
Yeniden başlayan Kürt savaşı ile ülkeyi savaş/terör konseptiyle hizalamayı hedefleyen, patlayan bombalar ve kitle katliamları ile sokak muhalefetini geri çekilmeye zorlayan Saray Darbesi, MHP ittifakı ile devreye girmiş oldu. Bu süreç MHP ittifakı ile kontrgerilla çekirdeği onarılırken/paylaşılırken, Tek Adamlık’ın anayasallaşması hedefiyle gidilen 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleri ile tamamlanmış oldu. OHAL yönetimi ile açık faşizme geçiş süreci olarak yürütülen bu dönem, sokağın bastırıldığı, tutuklama ve sansürün genelleştiği bir dönem olarak gelişti.
Gezi ile siyasi iktidarda oluşan zayıflık, Erdoğan’ın devleti kendi liderliğinde yeniden yapılandırması hamleleriyle aşılmaya çalışıldı. Diktatörlüğün inşası süreci, aynı zamanda devrimci sürecin bastırılması anlamına geldi.
Bu şiddet sarmalını aşamadığı anda, devrimci sürecin geri çekilişi de başlamış oldu.
Gezi ile açığa çıkan güç AKP’nin bu hamlelerine karşı koymakta başarılı olamadığı anda kendini sokakta var eden kitlesel halk direnişi, sandık eksenine kaydı. Halk ayaklanması, halkın sandık seferberliği olarak yaşanmaya başladı. Erdoğan’ı geriletmek, sınırlandırmak için en uygun sandık stratejileri, sandık koruma ağları, omurgasını Gezi direnişçilerinin oluşturduğu bir süreç olarak gelişti. Sandığın sokak muhalefeti tarafından belirlendiği, güçlendiği ve bu şekilde işlev kazandığı 7 Haziran’da AKP’yi tek başına iktidar olmaktan eden bir başarı da kazandı ancak 7 Haziran’da oluşan tablo da devlet şiddeti karşısında korunamadı.
Gezi ile doruk noktasına ulaşan ve sonrasındaki süreçte sandık ekseninde Erdoğan’ı durdurmayı, geriletmeyi hedefleyen siyasi hareketlilik; en temelde devlet şiddetine direnebilen ve onu etkisizleştirebilen bir muhalefet biçimi geliştirilemediği için Erdoğan’ın 24 Haziran’daki seçim zaferi ile bir dönemi zafere ulaşamadan kapatmış oldu.
Geçmişin dersleri
Halk ayaklanması, rejim krizi, şimdi de ekonomik krizle devam eden bu dönemde sosyalistlerin gerçek kitle bağları, halk yığınları içindeki örgütlenmesi zayıfladı. Gezi’ye kadarki süreçte hak mücadeleleri çizgisinde zorla proleterleştirilen ve mülksüzleştirilen yoksulların gündelik sorunlarının çözüme ulaşması için öncülük etme noktasında çok ciddi yol kateden devrimciler, isyan anı da dahil olmak üzere, bu kitlelerin politik önderliğini üstlenecek/yaratacak politik örgütlenmeyi gerçekleştirememenin sorunlarını üzerinde taşıyor.
Gezi bir iktidar eleştirisi olduğu kadar muhalefet eleştirisi olarak da işlev kazanmıştı. Devrimciler isyana, o güne kadar biriktirdikleriyle ve çatışma hünerleriyle katıldı ancak isyanın ilerletilmesi noktasında gereken adımlar atılamadı. Bu adımlar isyan anında siyasi iktidarı temsil eden simgesel kamu binalarına yönelen bir eylem çizgisi geliştirmek ya da esas olarak isyana giden süreçte ülke çapındaki hareketlerin birliğini sağlayacak bir merkez yaratma iddiası olabilirdi. Bu tür hamleler isyanın dinamik unsurları geri çekildikten sonra denendiğinde başarısızlıkla sonuçlandı. Gezi, kendinden önceki muhalefet etme biçiminin en üst noktası olduğu kadar, o andan sonraki biçimin de kurucu unsuru olarak gelişti. Gezi’ye kadarki örgüt anlayışı, siyasi program, mücadele yöntemleri ve kitle örgütü formları Gezi’den sonraki sürecin kavranmasında hantal kaldı. İktidarın ve liberallerin uzmanca yürüttüğü örgüt alerjisi de isyancı kitleler ile mevcut örgütlü yapılar arasında bağ kurulmasını zorlaştıran etkenlerden oldu.
Sosyalist hareket Gezi ile açığa çıkan enerjiyi seçim dönemlerinde, sandık ekseninde Erdoğan’ı geriletme stratejisi ile yönlendirmeyi başarabilmiş ancak bunun da kalıcı örgütlü mekanizmalarını yaratamamıştır. Her politik atmosferde seferber olan isyancı kitleler, devrimcilerle -hatta bazen devrimcileri de aşarak harekete geçmiş ancak süreç tamamlandığında herkes kendi köşesine çekilmiştir.
Sosyalist hareket için bugün isyancı kitlelerin iktidarı hedefleyen politik örgütlenmesini yaratmanın ihtiyacı sürmektedir. Devlet şiddetinin yarattığı baskılamanın içinde tercihe nazaran bir zorunluluk olarak merkeze daralan siyasi çalışmayı yeniden en geniş kitle çalışması halinde örgütlemek ve bunun içinde bu dönemi kavrayan yeni bir kadro tipi geliştirmek, bugün ihtiyaç duyulan politik örgütlenmenin ilk şartıdır. Kitlelerin katılımına açık bir eylem/program ile güven veren siyasi öznenin oluşturulması için ortak mücadele zeminlerinin yaratılması kaçınılmazdır. Bütün bunlardan çıkarılacak dersler şunlar olmalıdır:
1-Haziran İsyanı Türkiye’de devrimci öznenin gelişeceği zemini işaret etmiştir.(4)Devrimciler bu gelişime yardımcı olarak, ön açarak, emek vererek yeni bir siyasi sürece öncülük/önderlik edebilecektir.
2-İsyan ne kadar yaygın ve politik olursa olsun; isyanın bilfiil içinde olunsa dahi isyana dışardan müdahale ederek, isyancı kitlelerle araçsal ilişkiler kurarak yani isyancı kitlelerin sürecin tüm evrelerine doğrudan katılımını sağlamadan bir halk isyanı, devrimci programa ve örgütlüğe sahip olamayacaktır.
3-İsyanı bastıran karşı devrimci dalganın politik gücü kırılmadan, devlet şiddetinin karşısına dikilebilen ve varlığını sürdürebilen siyasi yapılar oluşturulmadan isyancı kitlelerin, devrimci bir toplumsal yeniden kuruluşa katılması zorlaşmıştır.
4-Her şeye rağmen tüm bu karşı devrimci saldırı, anti-demokratik bir toplumsal oluşum sağlayamadı ve yerleşik tahakküm halini alamadı. Saray ile halk arasındaki çelişki, önlenemez ve zor dışında bir aygıtla yönetilemez bir nitelik kazandı.
5-Neoliberal gerici diktatörlüğün en fazla tahribat yarattığı kadın, emek ve üniversite/eğitim/gençlik alanında kendi tabanını bile saflaştırmakta zorlanan, politika üretemeyen ve zor kullanmak dışında yönetemeyen bir iktidar biçimi oluşmuştur. Bu alanlar devlet şiddetine rağmen bastırılamamış ve mutlaka bir hareket kanalı bulabilmektedir.
Devrimci hareketin yeniden inşasına ilişkin tartışmada yenilgi dersleri önemli bir nitelik kazanmaktadır. Devrimci Gençlik, geçmişin yenilgilerini kendi üzerinde yük gibi taşıma zorunluluğuna sahip olmayışı ve yeniye en kolay biçimde ulaşma ayrıcalığına sahip oluşuyla devrimci mücadelede yeni bir sayfa açma hedefine doğru ilerlemelidir. Geçmişin devrimci mirası ve yenilgi dersleri ancak güncel politik sorunların geleceğe uzanan bir perspektifte örgütlenmesi mücadelesinde işlev kazanacaktır.
Olanaklar ve görevler
Neoliberal yeni sömürge kapitalizmi, siyasi gericilikle donanmış, gerici ideolojik tahakkümle kitleleri manüple eden, kadınlara yaşam hakkı tanımayan, emeğin kazanılmış haklarını tasfiye eden ve aynı zamanda emek alanını zorbalıkla tahkim etmeye mecbur kalan, gençliğin özgür, eşit, adil bir gelecek beklentilerini karşılama ihtimali olmayan bir zorbalıktır. Sistem kendi içinde ve yönetilenlere karşı derin çelişkilere batmış, bir çıkış yolu çizemez durumdadır. 2008 kriziyle başlayan kriz sarmalı Latin Amerikadan Avrupaya, Ortadoğu’dan Türkiyeye uzanan neoliberalizme karşı kitlesek halk ayaklanmaları ile karşılaşmıştır. Birinci dalga şiddetle bastırılsa dahi, halk ayaklanmalarını yaratan gerekçeler ortadan kalkmamış, aksine yeni isyan nedenleri yaratmıştır. Neoliberalizmin her krizi, daha derin neoliberal saldırı ile aşılmaya çalışılmakta, bu plan ancak diktatörlük ve savaşla sürdürülebilmektedir. Siyaset, savaşın bir uzantısı haline gelmiş, kitlelerin en “masum ve zararsız” talepleri bile karşılanamaz hale gelmiştir. Gökkubbenin altında kaos egemen, koşullar mükemmel!
Tüm bu nesnel zorluklara rağmen kadınlar, gençler ve işçiler krizin, baskının, cinsiyetçi saldırının, gericiliğin yarattığı tahribata karşı direnişler gerçekleştirmekte. Düzenin dışına itilen, çalışma-yaşama-sosyal hayata karışma imkanları dahi ortadan kaldırılan milyonların(burada hem geleneksel olarak düzenin dışına itilen Aleviler, Kürtler, kadınlar, gençler söz konusu olduğu gibi vegan/vejetaryenler, güvencesizleşen eğitimli işçi sınıfı, laikliği savunanlar vb. de buraya dahil olmaktadır) öfkesi büyümektedir. Her şeye sahip olduğu ve herkesi susturduğunu düşündüğü anda dahi iktidarın Gezi korkusu bitmemekte. Bu bitmeyen hesaplaşmanın bir tarafında iktidarı ayakta tutmak için her türlü yalana ve şiddete başvurmaktan kaçınmayacağını açıkça gösteren iktidar, diğer tarafında ise politik bir bütünlük göstermese dahi ülkenin her ara sokağına işlemiş ve bu düzenin değişmesi gerektiğini düşünen isyancı kitleler var. Mesele bugünün mücadelesini bu güncel kriz başlıklarını yeniden ve güne uygun biçimde örgütleyen, ortak hareket zeminlerini güçlendirmeyi hedefleyen bir sol hareket yaratmaktır. İdeolojinin, politikanın ve örgütsel işleyişin bugünün kavgasında yeniden üretiminde gençlik hareketi yine kilit bir öneme sahip olacaktır.
Bugünün devrimciliği; dünyayı, ülkeyi ve üniversiteyi bu biçimde kavrayarak, geçmişin yenilgilerinden ders çıkararak devrimci hareketin ideolojik, politik ve örgütsel yeniden inşasında rol alabilir.

(1)-Polis şiddeti, ÖGB baskısı, kamera-turnike gibi denetim/zor aygıtları, tutuklu öğrenciler meselesi öğrenci hareketi tarafından ileri demokrasi yalanına karşı AKP faşizminin teşhirinde rol kazanmıştır.
(2)- Yumurta eylemleri bunu simgesi olmuştur.
(3)- Öğrenci Hareketi, Kadın Hareketi, Güvencesiz Emek Hareketi, Barınma Hakkı Mücadelesi, HES karşıtı mücadeleler, 4 + 4 + 4 süreci ve çeşitli hak hareketleri.
(4)- Mülksüzleştirme ve proleterleştirme saldırısı aynı zamanda gerici, cinsiyetçi, faşist biçim de gelişti. Ekonomik talepler, sosyal ve siyasal beklentilerle iç içe geçen bir zeminde olgunlaşıyor. Devrimci özne yaşa mı bir b ütü n olarak talep eden bir çatışmanın içinde mayalanıyor.