Gençlik Mücadelesinde İdeolojinin Önemi – Haziran 1997

 

GENÇLİK MÜCADELESİNDE İDEOLOJİNİN ÖNEMİ*

Daha yaşlı kesimler “gençlerden” hep yakınırlar. Belki de müzmin yakınma kuşak çatışmalarının doğasında var. Bu tip yakınmalar ideolojiktir; genel bir yaşam bilincinden kaynaklanır. Bu yakınmalara yine bu çatışmanın doğasından kaynaklı olarak “yeteri kadar” önem verilmez. Bu da ideolojik bir yaklaşımdır ve yaşama dair bir başka bilinçten kaynaklanır. Gençlik, kendisine doğuştan verilen yaşam çevresiyle yetinmez. Başka türlü de yaşanabileceğine inanır. Yeni yaşam çevresi bulma çabasına girişir. İnsanların ve toplumların en fazla “ideolojik” oldukları anlar böyle anlardır. Bu anlarda yeni bir yaşam kurma ve yaşama dair yeni bir bilincin oluşturulması başlıca ideolojik uğraş haline gelir. Kurulu düzenin bozulmasını istemeyen yaşlı kuşaklar “masumane” bir yaklaşımla, egemen sınıflar ise, sistematik bir saldırıyla gençliğin yeni bir yasam çabasını engellemeye çalışır. Gençler ideolojik davranmakla suçlanır, ideoloji karalanır.

Yaşam tezatlarla dolu. Biz de kendimizi, “gençler” olarak değil, ama “gençlik” olarak yeterince ideolojik olmadığımız için suçluyoruz. Sorun bir takım gençlerin münferit hataları sorunu değil, sorun bir toplumsal kesim olarak gençliğin genel niteliğine ilişkin bir sorundur.

Gençlik, bir kuşak olarak toplumun devrimci potansiyellerinden biridir. Ne var ki, bu potansiyel kendiliğinden ortaya çıkmaz, üstelik düzen tarafından hep engellenir. Gençliğin devrimci potansiyellerinin toplumu değiştiren, devrimcileştiren etkin ve örgütlü bir güç haline gelmesi için özel bir mücadelenin yürütülmesi gerekmektedir.

Toplumsal muhalefetin geri çekildiği, devrimci hareketin yenildiği koşullar gençlik alanına iki biçimde yansıyor. Birincisi, gençliğin devrimci mücadelesi geriliyor, ikincisi genel olarak gençlikte bir bozulma, çürüme, yozlaşma, ihtiyarların diliyle söylersek, bir “kalite düşüklüğü” meydana geliyor. Bu koşullar gençliğin en fazla düzene bulaştığı, uyum sağladığı, boyun eğdiği davranışları yaratmaktadır. Buna karşın, gençliğin düzene boyun eğişi geçicidir, düzene isyanı ise, mutlaktır. Gençliğin devrimci eyleminin uzun süreli engellendiği hiç bir tarihsel döneme rastlanmaz. Bugün içinde bulunduğumuz durumu geçici bir şok dönemi olarak tanımlamak doğru olur.

Gençliğin Toplumsal Misyonunda Gerileme

Gençlik toplumun yeniye dair olan yanını temsil eder. Gençliği kazanamayan yeni hareketler gelişemez. Ne var ki, sorun yeni hareketlerin kaybından daha derindir. Her ne kadar geçici de olsa, gençliği kaybeden toplum yeniye dair olan yanını kaybeder. Eskiyen, çürüyen, yozlaşan yapılar bütün topluma egemen olur. Daha acıklısı, söz konusu değerler gençliği de kuşatır ve etkisi altına alır. Bugün gençliğe yakıştırılabilecek en kötü şeyler arasında yer alsa da gençlik, çürüme, yozlaşma, pasifizm, hantallık, tembellik gibi toplumun eskiyen dokularına fazla bulaşmış görünmektedir. Bu bozuk dokular gençliğin özgürleştirici öğelerini kuşatmakta ve gençliğin etrafına aktüel bir köleleştirci kalıp örmektedir.

Toplumsal yaşama çoğunlukla etkin bir müdahaleyle katılan gençlik, bugün, sadece yaşamaktadır. Düzenin verili koşullarına boyun eğerek yaşamak, kurulu toplumsal yaşam tarafından terbiye edilmek, daha ötesi asimile edilmek eğer yaşamaktan sayılıyorsa, gençlik yaşıyor. Ama nasıl!? Kendini dünyanın merkezine koyarak ve kendinden başka bir dünyanın varlığından habersiz ya da o dünyaya karşı duyarsız olarak yaşıyor. Dolayısıyla, sadece, kendini ve kendi çıkarlarını düşünüyor. Ortak yaşam, başkaları, yardımlaşma, dayanışma gibi değerlere duyarsız. Aslında, özel ilgi alanı dışındaki her şeye karşı duyarsızlık gençliğin aktüel özelliği haline gelmektedir.

Hafiflik, derinlikten yoksunluk, kaba-sabalık, kendine güvensizlik, kolaycılık gençlik içerisinde son zamanlarda yaygınlaşmakta. Gençlik, hayatı ucundan kenarından yaşamakta, çok boyutlu derinlikli ilişkilerden kaçınmakta, sığ, tekdüze ilişkilere meyletmektedir. Sulandırmak, alay etmek, yozlaşmış bir mizah dili oluşturmak gerçekliğin sert, acımasız dayatmalarını bir kabulleniş şeklidir gençliğin. Ancak bu yolla barışabilmektedir toplumsal yaşamla. Özel çıkarları yoksa hiç zora gelemez, didişemez, cebelleşmez, üstelik bunları anlamlı kılabileceği bir hedefi, projesi, programı yoktur. Cahildir, sadece yaptığı işi bilir. Halk gençliğe uzmanlık alanı dışındaki hiçbir yaşamsal faaliyette güvenmez.

Gençliğin yaşam tarzını toplumun yükselen değerleri belirlemektedir. Davranışlarının belirleyici ölçüsü ağırlıkla maddi çıkardır. Para, kariyer ve toplumsal statü gençlik yaşamının ana hedefi haline gelmektedir. Ütopyacılık ve hayalcilik gerçekçiliğin gölgesinde körelmektedir. Özgür dünyalara olan inanç diplomalı mahkumiyetin ipoteği altındadır. Hayata aşık titizliğiyle yaklaşan romantik bir gençlik kuşağı kaba ve ruhsuz bir sosyal güruha dönüşmektedir. Üretim ve yaratıcılık noksanlığı, sosyal, siyasal, sanatsal etkinliklerde azalma görülmektedir.

Böylece gençlik, gençlik olmaktan her geçen gün biraz daha çıkmaktadır. Gençlik olmayan gençlik, yani gerçekçi ve akılcı bir gençlik, düzene ve düzenden çıkar gözeten egemenlere hizmet eder. Ancak böyle bir gençliğe güvenir düzen.

Bütün bu olumsuz özellikler kapitalizme karşı genel direncin yenildiği koşullarda üremektedir. Son yıllarda atağa geçen kapitalizm devrimci saflarda bir sarsıntı yarattı. Emekçi halkın mücadelesinde bir gerileme meydana geldi. Devrimci hareketin varoluş ortamları daraldı. Saldırı öncelikle toplumun devrimci dinamik kesimlerine ve canlı, diri unsurlara yöneldi. Bu kesimlerde yenilgi daha ağır yaşandı. Şimdi, toplumsal yenilenme hareketleri ve bunların temel dinamiklerinden olan sol gençlik, bir etkisizleşme yaşamaktadır.

Gençliğin Devrimci Mücadelesinde Gerileme

Gençliğin genel niteliğini belirleyen toplumsal atmosfer sol gençliği de etkisi altına almaktadır. Toplumsal devrimlerin ve her türlü devrimci değişimin öncülerinden biri olan sol gençlik son yıllardaki gelişmelerden önemli bir yara almış durumdadır.

Ne yazık ki, en derin yara sol gençliğin devrim bilincinde açılmıştır. Yaşamı kavramakta ortaya çıkan yeteneksizlik başka türlü bir yaşama olan inancı zayıflatmış, gençliğin devrim bilincinde bir tutulma ortaya çıkmıştır. Hapsedildiği üniversite kampusünden devrim ufkunu göremeyen gençlik “dünya” ile kıran kırana bir hesaplaşma faaliyetine girişmemektedir. Burada söz konusu kayıp, salt bir bilinç kaybı değildir. Devrim bilincindeki tutulma, stratejik düşünmeyi ve davranmayı engellemekte, sistematik-programatik çalışmayı zaafa uğratmaktadır. Tek tek durumlar, olaylar ve eylemler belirleyici olmakta, devrimci süreçler kavranılamamakta ya da göz ardı edilmektedir. Sol gençliğin kaderi gelip geçici zaferler ya da yenilgiler tarafından belirlenmektedir. Bütünsel bir özgürlük ya da devrim, hatta üniversite projesine sahip olmadığından dolayı düzen karşısında sağlam bir duruş noktası oluşturama-makta ve her türlü etkiye açık olmaktadır. Günlük olaylar ve politik iktidarın müdahaleleri sürekli gençliğin konumunu bozabilir, yönlendirebilir durumdadır. Sol gençlik popüler toplumsal politik eğilimlere kolayca kapılabilmektedir.

Gençliğin mevcut sorunlarının temelinde ciddi bir ideolojik donanım yetersizliği yatmaktadır. Bu yetersizlik politik, pratik, kültürel, ahlaki, estetik gibi bütün alanlara yansımaktadır. Eylemler özensiz hazırlanmakta, çoğunlukla eylemlere tutarlı politik çizgiler değil, pragmatik grup çıkarları yön vermektedir. Sol gruplarda seviye bir hayli düşmüş, gençlik, günlük dertlerle boğuşmaktan başka bir şey yapamaz hale gelmiştir. Üstelik bundan rahatsız olunmamakta, zaten işler böyle de yürümektedir. Adeta günü kurtaran eylemlere hapsolan aktivistler, araştırma ve tartışma derinliğinden yoksun durumdadır. Çoğu grubun bir üniversite projesi dahi bulunmamaktadır. Gruplar arası eskiden rastlanılan, günlük didişmelerin dışında geliştirici siyasi polemiklere rastlanmamaktadır.

Toplumda son zamanlarda yükselmekte olan şiddet, uyuşturucu bağımlılığı, vb. gibi alışkanlıklar sol gençliği olumsuz etkilemektedir. Devrimci şiddet adına ilkesiz ve ölçüsüz bir şiddet anlayışı gelişmekte, şiddet gayrimeşru biçimlerde kullanılmaktadır. Aşk, sevgi, cinsel özgürlük gibi her zaman sosyalistlerin örnek olduğu konularda artık yozlaşma ağır basmaktadır.

Politik militanlık maddi çıkar tarafından teslim alınmaya çalışılmaktadır. Profesyonel devrimcilik ya unutulmaya yüz tutmuş ya da alay konusu olmaktadır. İsyankar, romantik, idealist devrimci tipleri, yerini hesap-kitap sahibi devrimcilere bırakmaktadır. Statükoculuk gençlik arasında bile yaygınlaşmaktadır. Her an her işe gönüllü, ilke ve değerlerinden başka her şeyini her zaman kaybetmeye gönüllü devrimciler azalmakladır.

Gençlik mücadelesi tarihine bakınca söz konusu erimeler ve azalmalar daha berrak görülebiliyor.

60’lardan 90’lara Gençlik Mücadelesinde İdeolojinin Rolü

60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye gündeminde ideolojik nedenlerle hareket eden bir gençlik kuşağı var. Bu yıllar ülkemizde ideolojik yükselme yıllarıdır. Olgunlaşma dönemine giren kapitalizmin yarattığı sorunlar ve dünya sorunuyla tanışan gençlik yeni bir dünya tasavvuru yapmaya başlar, ideolojik-teorik donanımı güçlü, bilgi formasyonu gelişmiş, pratik-politik performansı yüksek bir gençlik kuşağı var gündemde o yıllar.

Onları daha çok ülke sorunlarına duyarlılıkları harekete sevketmektedir. Gençliğin bütün yaşamını ve eylemini daha işin başında oluşturdukları devrim stratejileri belirlemektedir. 60’larda, gençlik, devrim önderi, teorisyen ve gerilla; 70’lerde ite, faşizme karşı direniş savaşı örgütleyen devrimci militandır.

Söz konusu yirmi yılda ülkemizde sosyalizm ve toplumsal mücadeleler tarihinde gençliğin anlamlı bir yeri vardır. Solun militanlaşmasında, kitleselleşmesinde ve etkin belirleyici bir güç haline gelmesinde ana yönelim o yıllarda oluşturulmuştur. O yıllarda gençlik, toplumsal çürüme, yozlaşma, gericileşme ve sağcılaşmanın önündeki dinamiklerden biridir. Bugünlerde özellikle eskiler tarafından her ne kadar küçümsenerek de anılsa, o. zamanlarda toplumun üretebileceği en ileri değerler üretilmiş, toplumun kendini yenilemesi sağlanabilmiştir. Devrimci hareketlerin etkin olabildiği bütün zeminlerde toplumsal sorunlar, ahlaki sorunlar, içki, kumar, fuhuş, serserilik gibi sorunlarla mücadele edilmiş, o günün şartlarında olabilecek en ileri çözümler üretilmiştir. “İç Birinci Ol Devrimci” ideolojik bir geriliğin ifadesi değildir. İnsan hayatının üç kuruşluk bir kurşuna bağlı olduğu mücadele koşullarında Maltepe’yle Birinci arasındaki üç kuruşun hesabıdır.

’80’li yıllar 12 Eylül açık faşizminin gençliğe yönelik intikam planıyla başlar. Belirleyici öğe terör, öncelikli hedef gençliğin de-politizasyonudur. Gençlik mücadelesinde önemli bir gerileme ortaya çıkmakla birlikte bugüne oranla daha bilinçli ve kaliteli bir gençlik mücadelesi vardır gündemde. Gençliğin büyük devrim hayalleri yoktur ve devrimci hareket önderi değillerdir; ama en basit bir eylemini bile anlamlı kılabileceği küçük ütopyaları ve üniversiter projeleri vardır. Toplumsal yaşama yönelik bütünsel kişilikli bir tutumu vardır. Dağılan devrimci hareketi toparlamak, solun birliğini sağlamak, gerilla mücadelesi için hazırlık yapmak ya da örgütlü bir cephe gerisi oluşturmak gibi çabalara uzak değildir ’80’lerin sol gençliği.Kısaca, ’60’larda devrim stratejileri oluşturan, ’70’lerde faşizme karşı direniş savaşı yürüten, ’80’lerde en azından bir üniversite projesi olan gençlik, ’90’larda kendi küçük dünyasının dışını görememekte ya da herhangi bir siyasal partinin komsomolluğuna boyun eğmektedir. Son 30 yılda hatırı sayılır bir ideolojik erime meydana gelmiştir. Bir taraftan yenilgiden kaynaklı erime, diğer taraftan egemenlerce “ideolojiden arındırma” operasyonları belli başarılar kaydetmiştir. Bugün gençlik, politik yaşama ne yazık ki sistematik bir fikir yapısıyla değil, pragmatik kaygılarla katılmaktadır.

Gençlik Mücadelesindeki Gerileme Gençliğin Devrimci Hareketiyle Aşılabilir

Devrimci Gençlik, gençliğin devrimci mücadelesinin bütün tarihi boyunca her zaman ileri bir konum oluşturmaya çalışmıştır. Türkiye devrim tarihindeki onurlu yerini sürekli koruyacaktır.

Ne var ki, son yıllarda, ülkedeki bütün gençliğin ve özel olarak sol gençliğin maruz kaldığı atmosferden devrimci gençliğin etkilenmediğini söylemek olanaksızdır. Gençliğin içine girdiği bu geçici şok döneminde devrimci gençliğe önemli görevler düşmektedir. Devrimci gençliğin temel görevlerinden biri gençliğin devrimci potansiyelini açığa çıkararak, etkin bir güç olarak örgütlemektir. Bu alandaki bütün değer, ilke ve birikimlerin devrimci bir gençlik hareketi niteliğine ulaşması için çaba sarf edilmelidir. Gençlik alanında üretilen bütün devrimci düşünceler ve bütün devrimci eylemler isyana ve özgürlüğe dair ne varsa, devrimci gençliğin işidir.

Yaşama böyle bir politik hedefle müdahale etmeden ve yaşamın bütün alanlarında bunun gerekleri yerine getirilmeden başarılı olmak olanaksızdır. Yaşadığımız dünyayı bilince çıkaran ve özgür bir dünya tasavvuru yapan ve bu dünyaya yönelik devrimci politik bir hareket öneren ideolojik bir donanıma ihtiyacımız var. Ancak böyle bir ideolojik yoğunlaşma ve netleşme üzerinden politik faaliyetimizi planlayabiliriz. Bu mücadelenin gereklerini yerine getirebilmek başından itibaren bilinçli, iradi, sistematik bir faaliyeti zorunlu kılar. Amatör çalışma ruhunu kaybetmeden, fakat profesyonel bir disiplinle ve militan bir performansla çalışmalıyız. Bunun için özel bir çaba zorunludur.

İşin başına özgür bir yaşamı temsil eden devrim perspektifi konmadan yaşantımızın ince ayarı oluşturulamıyor. Bu ayarın oluşturulmasında gençliğin yıkıcı ve yaratıcı enerjisini seferber eden gençliğin devrimci dinamizmine daha çok ihtiyaç var. Ancak bu seferberlik neticesinde gençliğin devrimci potansiyelini kuşatan aktüel kalıp parçalanacak ve özgürleştirici eylemi ortaya çıkacaktır.

* Pratik politikanın ötesinde “gençlik ve ideoloji” konusunda daha genel bir tartışma için “Gençlik Teslim Alınmadan Toplum Teslim Alınamaz” isimli yazıya bakınız.