İç Savaş Ordusundan “Operasyonel Orduya” – Haziran 2003

İç Savaş Ordusundan “Operasyonel Orduya”

Son günlerde ordu hem AKP ile arasındaki gerginlikle hem de tezkereyi geçirttirmeyip müttefiki ABD’yi hayal kırıklığına uğratmasıyla gündeme oturdu. Bir de ordu içerisinde farklı görüşlerin olduğu ortaya çıkınca rejimin gözbebeğinin konumunu kaybettiği tartışmaları oldukça yaygınlaştı. Tüm bu yaşananların temelinde ise yeni sömürgeciliğin bugünkü krizini yeniden “yapılandırma yoluyla” aşacak öğelerin değişim sancıları yatmaktadır. Ordu’yu yeniden yapılandırmanın mızrak ucu ve rejimin kurumsal gücü olarak bir kez daha değerlendirmeye ihtiyaç vardır.

Irak savaşı gösterdi ki yeni dönemin tehdit ve savunma anlayışına göre askeri müdahale kanallarının yenilenmesi gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de (TSK) “küreselleşme ve güvenlik” başlığıyla yeni dönemin esnek yapıdaki zor aygıtlarını incelemeye başlamıştır. TSK’nın değişimini tek başına askeri bir aygıtın değişimi şeklinde ele almak yetersiz kalabilir çünkü ordu Türkiye rejiminin kurucu öğesidir. Türkiye kapitalizminin emperyalizmle bağımlı çarpık yapısını bizzat kendisi ve uzantılarıyla beraber düzenleyen bir nevi “devlet partisi”dir. 800 bin kişilik kadrosu ve sermaye gücüyle Türkiye devlet yapısının her alanına nüfuz etmiştir. TSK’nın kökleri ta Osmanlının “batılılaşma” adı altında Avrupa ile bağımlılık ilişkilerini kurmaya başlandığı döneme dayanmaktadır. Cumhuriyet ordusu da ilk dönemlerinde devrim ordusu olmanın gereği “çağdaşlaşma ve demokratikleşme” adına bir takım düzenlemeleri örgütlemeye çalışsa da Türkiye’ye uluslararası düzlemde biçilen misyon ve buna karşı iktidardaki küçük burjuva radikallerinin ayak direnemeyip emperyalizmle bağımlılığın geliştirilmesi yönünde adımlarıyla bugünkü halini almıştır. Böylece gerçekleştirilmeye çalışılan burjuva devrimi başarılamamış, yukarıdan aşağı faşist devlet yapısı oluşturulmaya başlanmıştır. Özellikle, 40’lardan sonra emperyalizmle girilen bağımlılık ilişkilerinin gelişimiyle zaten Osmanlıdan itibaren baskıcı bir yönetim geleneğine sahip olan ülkemizde yeni sömürgelerin krizli yapısına özgü baskı ve zor temelinde yükselen bir devlet biçimlendirilmiştir. Sömürge tipi faşizmde gizli ve açık darbelerin yaşandığı evreler vardır. Ancak ister gizli ister açık olsun iki durumda da faşizm mevcut devlet kurumları aracılığıyla yukarıdan aşağı gerçekleşmektedir. İşte ordu bu rejimin kurumsal yapısını temsil eder ve sömürge tipi faşizmi örgütçüsüdür. Türkiye’de fiili darbe dönemleri şekli değişmekle beraber sıkça yaşanmaktadır. 60, 71, 80 darbeleri 28 Şubat ve 19 Aralık’taki seçici ve düşük yoğunlukta darbeler ve daha örtülü provakasyonlar aracılığıyla yapılan darbeler, Türkiye tarihinin %40’ı sıkıyönetim koşullarında geçmiştir ve bu dönemlerde siyasi erki doğrudan elinde bulunduran ordunun üstünde hiçbir denetim mekanizması yoktur. Ordu her darbe döneminden sonra kendini yenilemiş daha da etkinleştirip merkezileştirmiştir. Açık darbe dönemleri temel olarak devletin yeniden biçimlendirildiği dönemlerdir ve gizli darbe dönemlerinde bu yapılanış kurumsallaştırılır. Türkiye tarihinde ordu eliyle faşizmin kurumsallaştırılması yönünde atılan en önemli adımlardan biri 12 Mart 1971 darbesidir. MİT ve polis teşkilatının düzenlenmesi önemli kademelerde CIA bağlantılarının yarı-resmi olarak oluşturulması, kontr-gerilla stratejileri doğrultusunda para-militer, sivil-faşist çevrelerin örgütlenmesi gibi bir çok düzenleme bu döneme denk gelir. 60 darbesinin anayasal eksende de olsa getirdiği kısmi özgürlükler ortamı tamamen işlevsizleştirilmiştir. Ordunun siyasete darbeler dışında en doğrudan müdahale kanalı Milli Güvenlik Kurulu 61’de kurulmuş ancak hükümetler üstünde ciddi bir yaptırım gücüne 71’den sonra kavuşmuştur. 12 Eylül darbesiyle gelişen devrimci hareketlerin ve halktaki tepkinin bastırılması sağlanmış 24 Ocak kararları ile yeni-liberal politikalar iktisadi yapıya dikta edilmiştir. 80 sonrası yaşanan “demokrasiye giriş” deneyimleri 12 Eylül’ün kurumsal yapısının sivil koşullarda sürdürülme zeminin yaratılması çabasından başka bir şey değildir. Bugün ordu tek başına darbelerle değil farklı müdahale kanallarını da kullanarak yani açık darbe olmaksızın rejimi örgütlemektedir.

Ordunun etki alanlarını siyasi, ekonomik ve sosyal olarak ayırırsak, ekonomi alanı için ordunun iktisadi teşebbüsü olan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Geliştirme Vakfı(TSKGV)ndan , sosyal alanda egemen ideolojinin buna uygun bireylerin yetiştirildiği eğitim sisteminden bahsedebiliriz. (siyasal alan bir önceki paragrafta işlenmiştir) İletişim araçlarını da atlamamak gerekir.

TSK’nın değişen sömürgecilik ilişkilerine göre yeniden şekil aldığının kanıtı kendini bir sermaye grubu olarak örgütlemesidir. 1960 darbesinden sonra kurulan OYAK kendi denetimi dışında hiçbir denetime tabi olmayan ve bugün Türkiye’nin en büyük 10 sermayesinden birine sahiptir. OYAK Şubat krizinden güçlenerek çıkan nadir kurumlardan biriydi. TSKGV ise savaş sanayiine yatırım yapmaktadır. Bu iki kurumda Türkiye ekonomisinde yapısal değişikliklerin önünü açmıştır. Ayrıca bugün bir çok emekli asker değişik şirketlere danışmanlık yapmakta yatırımlarını yönlendirmektedir.

Eğitim sisteminde ise temel belirleyen “milli bütünlük” ve “ulusal hassasiyetler olmuştur. Son olarak ilköğretim okullarına gönderilen “sözde ermeni soykırımı” ile ilgili kompozisyon yazma zorunluluğu buna iyi bir örnektir. 45’lerden sonra ordu yeni insan geliştirme projesine başlamış köylerdeki eğitimsiz gençlere ve askere gelenlere çeşitli eğitimler vermiştir. Üniversiteler de ordu için hassas noktalardan biridir. Üniversiteler ordu için her zaman ayaklanmaların kaynağı ve kontrol edilmesi gereken yerlerdir. Bu yüzden YÖK vardır ve her yıl üniversiteler açılmadan önce MGK, YÖK başkanından özel rapor aldığı üniversite gündemli toplantılar yapar.

Günümüzün ideolojik silahı iletişim araçlarını TSK da ektin bir şekilde kullanmaktadır. Bugün birçok medya kuruluşu örtülü ya da açıktan ordunun fikrini dile getirmektedir. Savaş dönemi televizyonlarda boy gösteren savunma uzmanı rolündeki emekli generaller herkesin dikkatini çekmiştir. Öte yandan ordunun herhangi bir operasyonel müdahalesinden önce ve sonra medya yoluyla meşruluk kazandırma ya da provakasyon ortamı yaratma çabalarına sıkça rastlanmaktadır. TSK’nın uzantılarının olduğu daha bir çok alan ve kurumdan bahsedebiliriz.

Görüldüğü gibi TSK Türkiye devlet yapısının temel bileşeni ve kurucusudur. Onun yeni dönemin ihtiyaçlarına göre yapılandırılması toptan rejimin yenilenmesi anlamına gelmektedir. Bunun için TSK’da bir takım adımlar atmıştır. Örneğin bölgesel işbirliğini İsrail’le yapmıştır. Ancak hala ateş gücü yüksek, sayıca az, profesyonel ve siyasi karagahları düşük yoğunlukta çatışma gereklerine göre donanmış bir ordu oluşturulamamıştır. Çünkü bu yenilenme hiç de kolay değildir ve sistem içinde sayısız direnç noktalarına çarpmaktadır. Ancak bu gibi sorunlar hiçbir zaman ordunun tasfiye edilmesi, etkisizleştirilmesi anlamına gelmemektedir.