Kapitalizmin Bireyin Geleceği Var Mı?

Sosyalizmin çöküşüyle birlikte, şimdiye kadar “iyi” ve güzel” olan değerlerle anılan sol düşüncenin bu değerleri kapitalizm tarafından sahipleniliyor. Eşitlik, özgürlük, insan hakları, öz yönetim gibi kavramlar Clinton’dan Refah Partisi’ne kadar olan sağ yelpazenin programlarında ifade buluyor.

Solun entellektüel etkinliğinin sıfırlandığı verili konjonktürde sağ düşünce eleştirilerden kurtulmuş önü açık projeler üretmektedir. Bugün dünya genelinde tartışılan toplumsal projelerin hemen hepsi burjuva düşünürlerinin ürünüdür.

Giderek medyatik bir toplumsal yaşama bürünen dünyamızda karşı gerçeklerin de ortadan kalkmasıyla, ideolojik görüngülerin gerçek olarak gösterilip-algılanma süreci yasamdaki tüm tavır alışlarda önemli rol oynuyor.”

Egemen çevrelerin burjuva dışındaki toplumsal kesit-ere ve az gelişmiş ülke toplumlarına karşı uyguladığı politikalarda siyasi-ekonomik-askeri hegemonyanın yanında /verili konjonktürde ideolojik hegemonya her zamankinden daha fazla öne çıkıyor. Bu anlamda, kapitalizmin bu ideolojik söylemlerinden ortaya çıkan görüngülerin gerçekle ilişkisinin (bilimsel bir yöntemle) eleştirisinin yanında, kapitalizmin ideolojik sistematiğinin eleştirisi de gerekli hale gelmektedir.

Bugün genel olarak post-endüstriyel ütopyalar olarak tartışılan yeni toplum projeler gerçekleşip gerçekleşememe sorunsalı (*) bir yana ideolojik hegemonya etkinliği olarak kitleler (özellikle de eğitimli kitleler) üzerinde etkili olmaktadır. 21 .yy’a sarkan bir zaman dilimine yayılmış bu projelerin kitlelerin ve bireylerin bilinç dünyalarında hegemonya kurmaları insanların kapitalizme karşı bir eylem içine girmelerinin önünde en önemli engellerden biri olarak durmaktadır.

Yeniden anti-kapitalist bir toplumsal muhalefet dalgasının oluşabilmesi, sol düşüncenin yeniden kitleler nezdinde itibar kazanması için kapitalist projelerin ideolojik düzeydeki eleştirisi kaçınılmazdır. Bugün, tarihin bu medyatik illüzyon çağında kapitalizmin insanlığa sunduğu yaşamın pırıltılı görüngülerinin arkasındaki gerçeği açığa çıkarmak kadar burjuvazinin düşlerinin de kirliliğini gösterebilmek gerekiyor.

***

Burjuva dünyası sosyalizmin büyük bir gürültüyle çöküşünü yorumlarken onun en çok, katı-merkezi planlamacı ve bürokratik bir toplumsal yapıya sahip olduğu ve bireysel özgürlükleri yok saydığı üzerinde durdu. Reel durumun teorisi yapılarak sosyalizmin orijinal düşünceleri unutturuldu.

19l7’den l990’lı yılların başına kadar süren savaşı, bir olgu olarak, kapitalizm kazandı. Kendilerine bakılırsa bunun en önemli nedeni kapitalizmin bireye verdiği önemdi. Bu sistem tüm toplumsal ve siyasal yapısını bireyin özgürlüğünü temel alarak kurmuş ve bu yüzden demokratik bir işleyişe sahip olabilmişti.

Bugün ise, sosyalizmin ortadan kalkmasıyla kapitalizm kendi amaçlarını gerçekleştirmek için dolu dizgin bir koşuya çıkmış görünüyor. Bu heyecanla yeni bir dünya düzeni kurmaya yelteniyor. Özellikle teknoloji tabanlı bir toplumsal proje üzerine oturttuğu gelecek hayalleri yine onun “kutsal” bireyinin özgürlüğü üzerine oturuyor. Bununla, bir kaç yüzyıllık kapitalizm süreci kendi mentalitesi içerisinde yeni bir aşamaya giriyor.

Kapitalist sistemin 20 yıllık bir “boom” döneminin ardından l960’lı yılların sonunda girdiği krizden çıkmak için kendini yeniden yapılandırmada kullandığı “bilgi teknoloji” bu sürecin temel düzenleyici aktörü oldu. Mikro elektronik ve bio-genetik teknolojinin tekelci sermaye tarafından üretim sürecindeki bu konumlandırılışı giderek (iktisadi ve siyasi kategorilerle birlikte) toplumsal yapıda yeni yapılanışların temelini oluşturdu.

1970’li yıllarla birlikte etkin olmaya başlayan bu sürecin ortaya çıkardığı yönelimler kabaca şöyle oldu: Klasik teknolojik süreçlerin karlılık oranlarının düşmesiyle birlikte devreye giren mikro elektronik teknoloji kendi etrafında yeni bir üretim örgütlenmesi yaratmaya başladı. Buna göre, büyük ölçekli fabrikasyon üretimin yerini küçük ölçekli, ademi merkezi çalışan ama katı merkezi bir enformasyon ağıyla yönetilen; kitlesel çalışma, seri(standart) üretim, kitlesel tüketimin yerini, küçük gruplar halinde çalışma, çok çeşitli üretim, parçalı tüketim alıyor. Esnek uzmanlaştırma olarak ifade edilen bu tarz üretim örgütlenmesinin yanında

öne çıkan bir olgu da imalat sektörünün yanında hizmetler alanının meta üretimi alanına dahil olmasıdır. Bu süreçte, üretim araçlarının üretimi(ağır sanayilerine, bu yeni üretim süreçlerinin temel “girdisi” olan bilgi üretimi araçlarının üretimi önem kazanmıştır.

Bu tarz bir teknolojik sürecin ortaya çıkarmaya başladığı en temel sosyal olgu burjuva toplumsal yapının çözülüşüdür. Klasik sanayi üretiminin üzerinde şekillenen ve temel olarak iktisadi alan-siyasi alan; sivil toplum-devlet; proleterya-burjuvazi olarak şekillenen burjuva toplumu , gerek bu kategorilerin kendi içlerinde uğradıkları değişim gerekse de birbirleriyle girdikleri ilişkide ortaya çıkan değişimlerle birlikte, yeni bir sürece evrilmektedir.(**)

Klasik sanayi üretiminde toplu üretimin sonucu olarak şekillenen ve sivil toplumun bel kemiğini oluşturan sınıf da-yanaşması, kitlesel tavır alışlar (grev, fabrika işgali, sokak çatışması, mitingler vb) ve onların kurumlaşmış ifadeleri (sendikalar, işyeri örgütlülükleri, dernekler, odalar) giderek etkisiz unsurlar haline gelmektedir.

Bu durum kendini söylem düzeyinde “kitlesel tavır alışlar, kitlesel kurtuluşlar dönemi bitmiştir, bireysel tavır alışlar, bireysel kurtuluşlar dönemi başlamıştır” olarak ifade etti. Teorik olarak ise en radikal olarak Thatcher dile getirdi:”Toplum diye bir şey yoktur; hükümet ve bireyler vardır.” Bu düşünceler büyük bir hızla Özal’ın konuşma metinlerine kadar girdi.Global planda ise “Tarihin sonu” (F.Fukuyama) “Batı tarihinin iki yüzyıllık döneminin sonu” (P.Drucker)gibi tarihsel öneme haiz bir dönemin eşiğinde olduğumuz saptaması yapıldı.

Burjuvazinin “özgür” bireyi

Burjuva düşünürlerine göre gelecek.(eğitimli) bireyin ellerinde şekillenecek. Kendi geleceklerini kuracaklar ve gelecek onların olacak. Sanayi Sonrası Toplumda yaşamın tüm dokusu bireyin kendi bireysel faaliyetine göre oluşturulacak. Bu toplumda, bireyin olabildiğince geniş bir manevra alanı olacak, istediği zaman çalışacak; istediği işe geçebilecek; teknolojik olanaklardan dolayı çok kısa bir süre çalışacak ve artan genişçe bir boş zaman alanında kendi bireysel etkinliklerini gerçekleştirebilecek.. Kısacası birey özgür olacak ve insan yaşamının temel amacı gerçekleşmiş olacak. Böyle bir toplumda bireyin özgürlüğünün ne anlama geldiği ya da bu özgürlüğün gerçek anlamda bireyin kendi insani özünü gerçekleştirme eylemi mi yoksa kapitalizmin şimdiye kadarki tarihinde ola geldiği gibi basitçe işgücünü özgürce satabilme özgürü mü olduğu tartışılmalıdır. Tarihin sonu, batı kapitalizminin bir döneminin sonu, sanayi sonrası toplum, sanayi devrimine eş değerde köklü değişim gibi yakıştırmalar daha çok kapitalizmin iki-üç asırlık pisliklerinden kurtulmayı ve arınmış bir kapitalizmin miladi ilanını içeren ideolojik hegemonyayı hedefliyor. Zira “yeni” toplumsal yaşamın felsefi-ideolojik yönlendirmesi kapitalizmin ideolojik sistematiğinin yeniden üretiminden başka bir içerikte değil.

Burjuvazinin enformasyona dayalı yeni toplumsal yaşamında üç temel kavram öne çıkıyor: iş, işlevsellik, kurum. Burada, herkesin bir işi var.yaşamın temel hedefi bu işin yapılması(işlevsellik), işin ve insanların örgütlendiği yerler ise kurumlar. Kısacası bir “iş” toplumu bu. Yaşamdaki tüm ilişkiler “iş” üzerinden kuruluyor.

Ekonomi ve siyaset ulus-aşırı tarzda örgütlenerek bireyin ulaşamayacağı bir uzaklığa gitmiş; siyasal yaşama temel müdahale biçimi bilgisayarıyla ya da telefonuyla, yapılan referandumlara ya da seçimlere katılmak olarak sınırlanmış(***); gönüllü olarak katıldığı ve kendi yaşamına müdahale araçları olan partiler giderek birbirinin benzeri olmuş (belki de tek bir partinin ya da hiçbir partinin olmadığı)sendikal vb faaliyetler “ombudsman”(****) faaliyetine indirgenmiş ve yaşamla kurduğu esas bağ “iş” ve “kurum” olmuştur.

Bu kurumların oluşması, sivil toplum kurumlarında olduğu gibi siyasal yönetime katılma-etkileme anlamında “güç” olma üzerinden değil kurumun kendi işlevselliği üzerinden olacaktır. “Bu kuruluşlar, işlevlerini yerine getirebilmek ve iş yapabilmek için gerçekten de apolitik olmak ve siyasi sürecin dışında kalmak zorundadırlar. Politize olmamalı ve kendi değerleri doğrultusunda yönetilmelidir.”(l)

Kuşkusuz bu toplumda da bireylerin “politik zevklerinin tatmini sağlanacaktır. Tek bir amaca yönelik olarak bir araya gelmiş kişilerden oluşmuş gruplar bu işle iştigal ederler. Ama pozitif değil negatif politika yapacaklardır. “Böyle bir grubun görevi hemen hiçbir zaman bir şeyin yapılmasını sağlamak değildir. Görevi durdurmak, önlemek, iş yapamaz hale getirmektir. Tek dava grubu totalitercilerden farklı olarak iktidarı ele geçirme girişiminde bulunmaz. Kendisini siyasi nitelikli olarak bile görmez, moral nitelikli olarak görür.”(2)

Sınıfsal içeriği boşaltılmış sadece kendi amacıyla (çevre, barış, ekonomik vb) sınırlanmış ve siyasal sürece katılmak yerine alınan kararları “eleştirme özgürlüğü’ne sahip bu kurumların, ne kadar işlevsel olabileceği bir yana, bu yönelim, yaşamdaki kurumların yarısının “resmi olarak” siyasal süreçlerin dışına itildiği bir dünyada depolitizayonun toplumun tamamına yayılması anlamını taşıyor. .

Bireyin yaşamla kurduğu bağın temelini çalışma hayatı oluşturur. “Bilgi de artık gelişmiş bir ekonominin gerçek sermayesi haline gelmiş durumdadır. Bilgi işçileri, pek ileri düzeyde olmasa bile sahip oldukları bilginin kendilerine bir başka işe geçme özgürlüğü verdiğini bilmektedirler. Bilgileri onlara özgürlük vermişti.” (3)

Bireyin kendini gerçekleştirme(self-actualization) eyleminin ön koşulu olan özgürlük, istediği işte çalışabilme olanağına indirgenmiştir. Bireyin tüm özgürlüğü kapitalist kurumlardan “istediğine” hizmet edebilme serbestisi haline gelmiştir. Bireyin özgürlüğü,”…bilgi işçilerinin kendilerini çalıştıkları kuruluşun hedeflerine göre yönlendirmeleri gerektir.”(4) söylemiyle kapitalizmin kar hedefine göre sınırlanmıştır.

Çünkü, bu toplumda yaşamın temel felsefesi “işlevsellik” olarak belirlenmiştir. Bu yüksek değer için ise, “İster ticari işletme, ister üniversite, ister hastane olsun hepsinin de yarattığı bir takım etkiler vardır. Böyle bir kuruluş kendisi için çalışan kimseler üzerinde oldukça geniş bir denetim uygulamak zorundadır; aksi halde işini yapamaz.”(5)

Bu toplumda, yaşama hakim olan temel doktrin “vahşi hayvan doktrini” dir. Buna göre topulumun temel taşları kurumlardır ve kurumlar kendi işlevlerinden dolayı sisteme zarar vermemelidirler. Eğer bir faaliyetten dolayı bir zarar söz konusu olursa bunun sorumlusu işi yapan görevli değil kurumun kendisidir. Bu yüzden, kurumlar görevlilerini sıkıca denetlemelidirler. Zira, “Aslan, doğası gereği yırtıcıdır.”(*****)Bireyin yaptığı işten bile sorumlu tutulamayacak (tıpkı verili ceza yasalarında 11 yaşından küçüklerin, fiillerinde bilinç unsuru hakim olmadığı için, cezai sorumluluğu olmaması gibi) bir konuma indirgenmesi aslında bu toplumda bireyin, kurumunun altında ezilen, biçare bir araç olmasındandır.

Ancak, devir yine de bireysel kurtuluşlar devridir:” Dünyayı toptan değiştirmeye yönelik yeni hareketler pekala olabilir. Toplum yoluyla kurtuluşa ve belki laik bir devrimle yeniden doğuşa olan inancın yok olması yeni peygamber ve mesihlere davetiye çıkarabilir. Ancak dünyayı tümüyle değiştirmeye yönelik bu tür yeni hareketler muhtemelen toplum aleyhtarı olacak ve kurtuluşun, yalnızca toplum dışında , yalnızca kişinin içinde ve kişi aracılığıyla hatta belki de yalnızca toplumdan çekilmekle olabileceği ve toplumdan çekilmek yoluyla gerçekleşebileceği iddiasına dayanacaklardır.(6) Kafesinde ehlileştirilmeye çalışılan bilgi toplumunun bireyi ve “dünyayı tümüyle değiştirmeye yönelik bir mücadelenin” kahramanı birey! Kölelik çağında köleye köle gibi davranılır, köle olduğunu bilmesi istenirdi. Bilgi toplumunda ise köleye köle gibi davranılıyor ama ona kral olduğu söyleniyor.

Özetle kapitalizm, giderek “uzakta bir yerlerde” belirlenen siyaset alanı; giderek toplumun temel kurumlarında ve bireylerin içinde örgütlenen devlet; yaşamı idare, eden kurumlar ve yaşamın araçları, nesneleri olan bireyler ve bireyler topluluğu olarak şekillenen bir yapılanmayı hedefliyor.

Bu toplumsal yaşamın, iddia edildiği üzere demokratik ve özgürlükçü bir tarza değil faşizan, otoriter bir teknokratik tarza sahip olacağı çok açık olsa gerek.

Burjuvazinin Sanayi Sonrası Toplumu: kapitalistin giderek daha arka plana çekildiği; onun adına yöneticilerinin faal olduğu; devletin gerçekten de sadece “ayrıntılarla” (P.Drucker) uğraştığı, bireyleri denetleme fonksiyonunu teknik kurumsal aygıtlara devrettiği; “toplumun sağlıklı ve işler durumda olmasını dert edinmek çoğulcu kuruluş için ‘insan sevgisi’ değildir, kuruluşun kendi çıkarınadır.”(7) yaklaşımıyla insanın kurum çıkarının basit bir aracı haline getirildiği, kapitalizmin “vahşi” olarak nitelenen dönemlerini bile aratacak bir vahşet toplumudur

***

Kolay Yaşam Özgür Yaşam Mıdır?

Kapitalizmin kendi tarihsel evriminde onu “kağıttan kaplan” olarak değerlendirenleri hayal kırıklığına uğratmada en başarılı kılan alan sanırız günlük hayatın örgütlenmesinde gösterdiği başarıdır. Bu yönüyle günlük hayatın eleştirisinin önemini kavramak düzen karşıtı güçler açısından hayli gecikmiş bir “keşif” olmuştur.

İnsanların meta üreticisi olarak yer aldıkları “zorunluluk alanı” ile özgür bireyler olarak yer aldıkları “özgürlük alanı”(Burjuva ahlakı da özgür bireylerin gönüllü ilişkilerinin ürünü olarak bu alanda oluşur.) burjuva toplumsal yaşamın maddi koşullarını oluşturur. Kapitalizmin ilk dönemlerinde 15-16 saatlik çalışma süresinin ardından gelen boş zaman etkinliğinin temel amacı emeğin yeniden üretimini sağlamaktı.(Birahane sohbetlerinde stres atma, panayırlarda eğlenme, fahişelerle vakit geçirme…) 2O.Y.Y.’ın başlarından itibaren ise fordist teknolojik-süreçle birlikte ortaya çıkan tüketim toplumu-kitle kültürü olgusu iş dışındaki “özgür zamanı” boş zaman faaliyeti olarak tüketim-alışverişle doldurur. Mikro-elektronik teknolojiyle birlikte hizmetler alanının sanayileşmesi gerçeği bu süreci hızlandırarak( Disneyland, sex show, elektronik oyun salonları, Galleria vb) zorunluluk alanı süresi dışında artan boş zamanı emeğin yeniden üretimi alanı olmaktan çıkararak sermayenin yeniden üretimi alanı haline getirmektedir. Kar unsurunu barındırmayan etkinlikler ise “doğal seleksiyon”la saf dışı edilir ya da meta ilişkileri çerçevesinde yeniden üretilir.(Halı sahalar, özel yetenek kursları, camel trophy vb)

Sanayi Sonrası Toplumun ise, otomasyonun yaygın olarak kullanıldığı üretim sürecinde çalışma süresinin azalmasıyla açığa çıkan boş zamanın, bireye kendi özgürlüğünü gerçekleştirmesi için sınırsız bir olanak sunduğu iddia edilir. Ancak, günlük hayat, enformasyon mühendisliği sayesinde öyle düzenlenir ki, zorunluluk alanı ile özgürlük alanı birbirinin içine girer. Daha doğrusu, zorunluluk alanı özgürlük alanını işgal eder ve çok daha katı biçimde kendi eksenine oturtur ve yaşamın her alanı bireyin hizmetine sunulmuş tüketim olanaklarıyla doldurulur.

Bu toplumda insanlar işe gitmeden çalışırlar. İnsanlar artık Elektronik Ev, Elektronik Köşk olarak konumlanmış kendi evlerinde çalışırlar. (*****) Çalışan birey, bilgisayar ağıyla bağlanmış kişisel bilgisayarıyla evinde çalışır. Böylece işe gitmekten kurtulur, dokuz-on yedi hapsi ortadan kalkar, trafik yorgunluğu, çevre kirliliği sorunları çözülür…

Teknoloji gerçekten de yaşamı kolaylaştırır. Elektronik ev aletleri ev işlerini iş olmaktan çıkarır; bilgisayarınızla evinizden çıkmadan, istediğiniz mağazanın bilgisayarına girip istediğiniz reyondan istediğiniz ölçü ve çeşitlilikte ürünü ısmarlayabilirsiniz.

Özgürlük bireyin kendine ayırabildiği zamanla doğrudan ilintili bir kavramdır. Bu anlamda yaşamın kolaylaştırılması özgürlük için bir maddi zemin teşkil edebilir. Burada tartışmamız gereken teknolojinin yaşamı kolaylaştırıcı etkilerinden yararlanıp yararlanmama değil, teknolojinin hangi tarzda kullanıldığı ve artan boş zamanlarda bireye hangi zeminin sunulduğudur.

Kapitalist kurumların Elektronik Ev olarak örgütlendiği ve iş etkinliğinin zorunluluk alanından çıkıp özgürlük alanının” kalesi” olan bireyin evini işgal ettiği; çalışma arkadaşlarıyla bir paylaşımı yaşamadığı; evinde tutsak edilmiş bir bireyin özgürlüğünden bahsediliyor.

Evde çalışmayla mekansal bir hapislikten kurtulan birey, aynı çalışma disiplinini evine taşır. Öyle ki,”İnsanlar çalışmaya başladıkları zaman videoyu da çalıştırmaya başlıyorlar. Böylece, gerçek çalışma koşulları simüle edilmiş oluyor. Tuvalete gidecekleri zaman bile üstlerine haber vermeleri gerekiyor.(8)

Bireyin özgürlüğü kendi dışındakilerden bağımsızlığıyla değerlendirildiğinde başkalarına muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilen bireyin özgür olabileceği iddia edilebilir.Bireyin görevli olması sıfatı bu yanıyla en çok da günlük yaşamında ifadesini bulur. O evinde çalışa. Çalışma arkadaşlarıyla bir şeyi paylaşmaz. Onlara ihtiyacı yoktur çünkü. Alışveriş yapmak için satıcılarla tartışmaz, kavga etmez, pazarlık yapmaz. Çünkü bilgisayarıyla istediği mağazanın bilgisayarına girip istediği ürünü kapısına bıraktırabilir.(Şimdiden ülkemizde uygulanan Sanal Market sistemi bunun daha ilkel biçimidir.)

Öyle ki, evde eşiyle bile iş ilişkisi kurar. Sevgi ve paylaşım ilişkisinin yok olduğu burjuva dünyasında elektronik ev, eşleri 8 saat ayrı kalmaktan kurtararak birlikte olmalarını sağlayacaktır. Böylece iki sevgili devasa bir bilgisayar ağıyla yönetilen bir kurumun bir köşesinde iki bilgisayarın başında iş konuşarak “sevgilerine yeni bir tanım” (9)getirirler. Burjuva ideologlar insan özünün en saf eylemi olan aşkı bile bilgisayar devrelerinden geçirip “işlevsel” olup olmadığına göre biçimlendirir.

Önemli olan işin yapılmasıdır. Aşk da özgürlük de onun etrafında tanımlanır.

O ulus-aşırı tarzda örgütlenmiş aşırı merkezi, devasa bir telekomünikasyon ağıyla sıkıca yönetilen-denetlenen bir üretim faaliyetinde, yüzlerce bilgisayarın emrindeki yüzlerce operatörden biridir yalnızca. Tek bireysel manevra yeteneği istediği işte çalışma özgürlüğünü veren yeterli bilgiyle donatılmasıdır. Bu bilginin sınırı ve üretimi(yazılım) merkez tarafından belirlenir. Ondan ise.sadece bu sürecin bir parçası olması istenir. Onun görevi, düşünmek, üretmek değil yapmaktır.(*******)Bu yaşam tarzının özgürlük temelinde değil de “incelmiş kölelik”(Marcuse) temelinde olduğu çok açıktır. Zira, köleliği tanımlayan esas özellikler bireyin zincirli olması değil “araç” ve”nesne” olmasıdır.

Bu anlamda burjuvazi, bilgi toplumunda olduğu kadar hiç bir dönemde kendi iktidarını bu kadar güvence altında hissetmeyecektir.Çünkü o, artık bireyi “özgürleştirmiştir”. (Burjuva anlamda),”Bir insan hakkı olarak özgürlük, insanlar arası birlik ve beraberliği, dayanışmayı değil de insanın koparılıp yalıtılmasına dayanan; bir tecrit hakkı olarak herkesten ayrılıp kendi içine kapanan kayıtlı bireyin hakkıdır.” (Marks)

Sonuç yerine

Klasik teknolojik süreçlerle işçi sınıfını makinanın parçası haline getiren, onu, “kol” yeteneklerini önemsizleştirerek, etkisizleştiren burjuvazi, mikro-elektronik teknolojinin bilgi yoğun üretimi ile ortaya çıkan “bilginin metalaşması” süreci ile zihinsel emeği de meta üretim sürecinin doğrudan uzantısı haline getirmiştir. Bunun en temel sonucu, Sanayi Sonrası Toplumun “önceden var olan tüm çelişkilerin çözümlenmiş ve insanın her türlü ihtiyacının tatmin edilmiş olduğu Homojen Devletin oluştuğu Tarihin Sonu(F.Fukuyamai) değil burjuvazinin insan üzerindeki egemenlik sürecinin sonuna geldiği toplumsal süreç olduğudur. İnsanın bir bütün olarak bedensel ve zihinsel tüm faaliyetlerinin meta sürecine dahil olmasıyla yabancılaşma bireyin tüm yaşam alanlarına yayılır. Bu ise, üretim süreci ekseninde beliren sınıf çelişkisinin, (salt emeğinin yabancılaşması dolayımıyla değil) doğrudan insani motifler kazanarak, daha geniş bir toplumsal kesime ve daha şiddetli bir tarzda yayılması anlamına gelecektir.

Özgürlük, insan eyleminin zorunluluk alanı dışındaki eylemiyle oluşur. Bu anlamda yaşamın maddi temel ihtiyaçları tarafından belirlenen bir insan etkinliğinin özgür olarak tanımlanabilmesi olası değildir. Zira bu tür ihtiyaçların karşılanması zorunludur, özgürlük ise zorunluluğun bittiği yerde başlar.

Bu anlamda çalışmanın, maddi ihtiyaçlarının karşılanması tarafından, dışsal bir nedenle belirlendiği bir dünyada (ister kol emekçisi olsun ister bilgi emekçisi) bireyin özgürlüğü bir hayaldir. Kapitalizm gelecek projeleriyle bir yandan zorunluluk alanını koruyup, giderek dokuz-on yedi arası mekanla sınırlı bir alan olmaktan çıkararak(elektronik ev vb) yaşamın tümüne yayarken diğer yandan da çalışma dışındaki alanı da bireyin “özgürce” tüketebileceği bir tüketim alanı olarak örgütlemektedir. Burada bireyin özgür eylemine yer yoktur.

Özgürlük, bireyin kendini gerçekleştirme eylemi için gönüllü olarak birlikte olabileceği bir sosyal ortamda gerçekleşebilir. Bireyin kendi yeteneklerini açığa çıkarabilmesi, ancak başka insanlarla birlikte ortak eylemde bulunarak mümkün olabilir. Kişisel özgürlük, toplumla birlikte gerçekleşebilir.

Bunun temel koşulu ise özgürlük alanını genişleten bir çalışma düzeni sağlamak ve giderek yaşamın maddi ihtiyaçlarını karşılamak ile çalışma arasındaki doğrudan ilişkinin ortadan kaldırıldığı, çalışmanın bir zevk olduğu toplumsal yaşamı kurabilmektir.

Bu anlamda çalışanlar emekçi, proleter, görevli sıfatlarıyla değil de birey olarak ifadelenmek istiyorlarsa kendilerinin ve toplumun varlık şartı olan iş gücünü ortadan kaldırmak zorundadırlar. Bu ise, özgürlüğün, özel mülkiyet sistemi ve toplum üyelerinin meta üretimi ve değişimi vasıtasıyla bir arada oluşlarının kollektif ifadesi olan devletle doğrudan bir çatışma yaşanmaksızın elde edilemeyeceği anlamına gelir.

Dipnotlar:

* Bu projelerin yaşamda karşılıklarının bulunup bulunmadığı ve kendi iç tutarlılıklarının eleştirisi kuşkusuz yapılmalıdır. Ancak bu başlı başına başka bir yazının konusu olabilir. (Bu konuda bakınız: Boris Frankel, Sanayi Sonrası Ütopyalar.Ayrıntı Yay.)

** Ulus aşırı ekonomi ve ulus aşırı devlet olarak şekillenen bu süreci yalnızca toplum ve birey açısından tartışmaya çalışacağız.

***Hİ-0vis ve Qube sistemi. Alvin Toffler. Üçüncü Dalga. sf:226,227)

**** Daha çok İskandinav ülkelerinde görülen “danışmanlıkla” görevli kimse

*****Vahşi Hayvan Doktrini: Roma Hukuku kavramı: Her ne sebepten olursa olsun( bakıcı hatası ya da bir deprem …) bir aslan kafesten kaçarsa bunun sorumlusu bakıcıdır. Ondan hesap sorulur. Drucker’ın benzetmesinde, Kafes. düzen; bakıcı, kurum; aslan ise bireydir.

******ABD’de şimdiye kadar 27 milyon kişi bu tip bir işte çalıştı. Bkz,A.Toffler, Age.sf:265

*******Total Recall filmini hatırlayalım: Marsın sömürge valisi, güvenlikten sorumlu görevlisinin bir konu hakkında düşünce belirtmek istemesi üzerine “Sana düşüneceğin kadar bilgi vermedim.Sen sadece yap.” der.

1) Yeni Gerçekler, Peter Drucker. sf:98

2) Age. sf:IO3

3) Age.sf:l84

4) Age.sf:88

5) Age.sf:88

6) Age.sf:l8

7) Age.sf:92

8) Cumhuriyet Bilim Teknik. 9 Ocak 1993 9)A.Toffler.Aae. sf:295