ODTÜ Boykotu: ODTÜ Öğrencilerinin Başarısı Kararlı ve Örgütlü Mücadelenin Sonucudur*

Yiğit ODTÜ öğrencileri, 6 ay süren ve başarı ile sonuçlanan amansız bir kavga verdiler. Kararlı ve örgütlü oldukları için mücadelelerini sürdürebildiler; devrimci bir mücadele anlayışları ve bu mücadelede önderlik eden.bir örgütleri, ODTÜ-DER vardı çünkü. Bu kavganın halkımızın kurtuluş kavgasının bir parçası olduğunun, akademik-demokratik mücadele boyutlarında bir parçası olduğunun bilincindeydiler çünkü…

Mücadelenin özgül objektif koşullarını tanıyabilmek için ODTÜ’nün varlık nedenine bakmamız gerekir.

ODTÜ., bağlı olduğu bütünün(Türkiye’nin) özelliklerini bağrında tasıyan ve kendi özgül unsur1arına sahip bir parçadır. ODTÜ’nün bir özel kuruluş kanunu vardır. Yani ODTÜ’de özerklik yoktur. ODTÜ, bir mütevelli heyeti ve onun kuklası bir rektör tarafından yönetilmektedir; burada bir azınlık yönetimi vardır. Yani ODTÜ bir demokratik üniversite değildir.

Şimdi verilen mücadeleyi, boykotu, süreç içinde bir olay olarak ele alıp kısaca anlatalım (Kısaca çünkü herkes bu olayı ayrıntılarında biliyor ve tartışıyor). Ki, böylece somutun çözümlemesini yaparak, bu “boykot olayını” süreç içindeki mücadele anlayışı ve örgütlü mücadelesi açısından -öğrenci gençliğin akademik-demokratik kavgasına ışık tutacağından- yorumlamaya çalışalım.

ODTÜ’de “süresiz boykot” 15 Mayıs 1975’te başladı. Ancak 12 Mart açık faşizminin gerilemeye başlamasıyla içine girilen “nisbi özgürlük” ortamında ODTÜ’de öğrencilerin örgütlenmesi ve aktif mücadele vermesi ön plana çıktı. Ankara çapında yüksek öğrenim gençliğinin ADYÖD bünyesinde giriştikleri mücadelede ODTÜ öğrencileri de yerlerini aldılar. Bu dönemde üniversitede faşistler diğer öğrenci derneklerini gaspettikleri için devrimciler yalnızca mimarlık fakültesinde MFÖD’ne sahiptiler. Ve ODTÜ’deki mücadele özellikle 8 Kasım 1974 de Kissinger’in Türkiye’ye gelişi üzerine yapılan boykota okul dışından faşistlerin kanlı saldırısıyla yeni boyutlar kazandı. Bu olay, devrimcilerin nitelik olarak daha sıkı mücadelesinin başlangıcıydı. ADYÖD’ün ODTÜ komisyonu, üniversitedeki mücadelenin ve örgütlenmenin merkezi oldu. Ve ADYÖD sıkıyönetim tarafından kapatıldıktan bir süre sonra, Şubat 1975’de ODTÜ öğrencilerinin merkezi örgütü olarak ODTÜ-DER kuruldu. Üniversitenin bütün fakültelerinde yaygın bir mücadele gelişmekteydi. Özellikle Mimarlık Fakültesi ve Hazırlık Okulu’nda gerçekleştirilen boykotlar öğrencilerin yeni deneyimler kazanmasını ve örgütlü mücadelenin pekişmesini sağladı. Fen Edebiyat Fakültesi’nde öğrenci derneği (FEFÖD) faşistlerin elinden alındı. Devrimci siyasi propaganda ve ajitasyon çalışmalarına önem verildi. Mücadele geniş kitlelere mal oldu ve ODTÜ-DER artık öğrencilerin fiili önderi oldu. 5 Mart 1975’de, 1971’de faşizmin yurtlara yönelttiği kanlı saldırı protesto edildi. 31 Mart’da Veli Yıldırım’ın öldürülmesi olayını protesto eden iki günlük boykot ilan edildi. Nihayet 14-15 Nisan’a gelindi. Bu tarihte ODTÜ öğrencileri okulda bütün faşist baskıları protesto için yurt ücretlerini ödememe ve bunu destekleyen iki günlük boykot kararı aldılar. Okul rektörlükçe kapatıldı. Öğrenciler sonuna kadar okulun açık kalması gerektiğini, eğitimden yana olduklarını savundular.

6 aylık şanlı direniş ise bu kapatma kararının ardından başladı. MC Hükümeti’nin işbaşına gelmesiyle bu dönemde öğrenciler üzerinde her türlü baskı alabildiğine yoğunlaşmıştı. 250 kişi disiplin komitesine, okuldan atılmak üzere verilmişti. Jandarma okulu bir askeri kışla haline getirmişti. İşte bütün bunların sonucunda, kısalan eğitim süresinin de öğrenciler üzerinde akademik bir baskı aracı olarak kullanılmaya kalkışılmaşı direnişin nedenlerini oluşturdu. Haziran ayında rektörlük, tarihi cambazlığın ve madrabazlığın bütün ince ve usta yanlarını üzerine alarak ODTÜ direnişini kırma çabasına girişti. Rektörlüğün talepleri kabul etmiş gibi görünmesi üzerine, eğitimden yana olduğunu ispat için öğrencilerin üç gün derslere girme kararı alıp, rektörün ikiyüzlü yalancı tutumu açığa çıkınca da bu kararın kaldırılması (zaaflarıyla birlikte) önemli bir olaydı. ODTÜ-DER, bu dönemde gerçekten kitlelerin çıkarlarını doğru bir siyasetle yoğuran, onlara önderlik eden bir örgüt olduğunu ispatladı. Uzun kararlı mücadelelerin sonucunda savunulan talepler teker teker, söke söke alındı. Ama bu boykotun sonlarına doğru tüm yılgınlara, pasiflere ve harekete ihanet eden onu karalamak isteyenlere rağmen başarıldı. Bu dönemde TİP’lilerin ve CHP’lilerin boykotun direncini kırma yolunda gösterdikleri gayreti unutmadı ODTÜ öğrencisi… O günlerde rektörlükle öğrenciler arasındaki mücadele son tırmanış noktasına ulaşmıştı. Her iki kesim de artık mücadelenin son dönemine gelindiğinin bilincindeydi. Direnen kazanacaktı…..İşte bu önemli anda ODTÜ öğrencilerinin kararlılıklarını ifade edebilecekleri bir tek silahları kalmıştı ellerinde: Kayıtlara hayır! ODTÜ-DER bu kararı aldı ve en geniş öğrenci kitlesini, bütün yılgınlığa, pasifliğe rağmen bu karara uymaya çağırdı. Henüz ileri sürülen taleplerden hiçbirisi kabul edilmemişti. Kayıtları yaptırmak tek kelimeyle o gün için teslim olmaktı. İşte TİP ve CHP böyle bir anda devreye girdi. TİP’liler bütün forumlarda, toplantılarda mücadelenin boyumuzu aştığını, yapılanın ‘maceracılık’ olduğunu yayarak teslimiyetçi eğilimlere çanak tuttular. Kayıtların yapılması gerektiğini savundular. CHP’li gençler ise, yaptıkları toplantılarda kayıtları yaptırma ve derslere girme kararı aldılar. Ama bütün bu eğilimlere rağmen ODTÜ öğrencileri ODTÜ-DER’e sahip çıkarak onun kararlarını uyguladı. Bütün taleplerin elde edilmesinde bu kararlı tavrın önemli bir etkisi olmuştur.

İşte ODTÜ’de verilen mücadeleyi bu süreç içinde ele aldığımızda “boykot olayı” hakkında bir yorum yapabiliriz. Ve böyle bir yorum gerçekten önemlidir. Çünkü gelişen ve değişen durumlar karşısında devrimci öğrencilerin eli-kolu bağlı kalmamasını, verilen kavgayı diyalektik bütünlüğü içinde irdelemek sağlayacaktır. Yani onun diğer mücadelelerle olan ilintileri, kendi bütünselliği içindeki iç bağlantıları, gelişiminin düzeyini iyi bilmek gerekir.

Öyle ise ODTÜ boykotunu yorumlarken:

1- Verilen bu mücadelenin anlamını,
2- ODTÜ-DER’in belirleyici niteliğini,
3- Devrimci önderlerin çalışma tarzını.. işte bu üç olguyu ölçüt olarak kullanmalıyız. Bu amaçla savunulan kitle çizgisine ve örgüt çizgisine (ki, burada ODTÜ-DER’in izlediği çizgiye) değineceğiz. Çünkü bunlar her devrimci mücadelenin iki önemli yöntemi olarak karşımıza çıkarlar.

Kitle çizgisi, kitlelerden alıp, kitlelere verme ve genelin özgülle birleştirilmesi kısa formülasyonlarıyla belirtebileceğimiz bu iki tekniği içeriyorsa, doğru bir yöntem olma şansına sahiptir. Kitlelere önderlik etmede kitle çizgisini kullanma yöntemi, ODTÜ öğrencilerinin boykota katılımlarını en yükseğe ulaştırmaya ve onları ateşli boykot savunucusu yapmaya hizmet etti. Ve başarı yukarıda kronolojik olarak sıraladığımız olayların gelişiminde, “kitlelerin sistematik olmayan görüşlerini alıp, bunları derleyip kitlelere götürmek, kitleler bunları kendilerinin görüşleri gibi benimseyip eyleme dönüştürene kadar bu görüşlerin açıklamasını yapmak ve bu görüşlerin eylem içinde doğruluğunu kabul etmek” anlayışıyla sağlandı. Potansiyel olarak varolan dağınık hoşnutsuzluk, örgütlü mücadele potasına aktarılarak, Türkiye çapında bir olay -9.000 ODTÜ öğrencisinin direnişi- içinde kinetik bir devrimci güce dönüştü. ODTÜ-DER’ in doğru önderliği, somutta bulunan verileri doğru sentez etmesinde yatmaktaydı. Mutlak anlamda olmasa bile, bu başarıldı. Kısacası verilen mücadelede, ilkönce kitleler karşısında ‘öğrenci’ olundu.’ Onların sorunları devrimci çalışma tarzını kamçıladı. Sonra ‘öğretmen’ olundu. Onlara nasıl mücadele edilmesi gerektiği öğretildi. Ve çoğunlukla somut durumun gelişimine uygun hareket konuldu.

Peki, öğrencilerin hoşnutsuzluğunun açık-seçik olduğu durumlara “devrimci müdahale” nasıl sağlanabilirdi? Pratik içinde bu, kitlelerin devrimci önderlere ulaştırdıkları değişik veriler karşısında ‘esnek’ olabilme ile gerçekleşti. Böylece, mücadeleye geniş kitle katılımı başarıldı. Öte yandan, politikada tutarlılık anlamında bir ‘katılık’, devrimci önderlerin özellikle karar verme dönemlerinde ortaya çıkmalıydı. Bu konuda yöneticilerin sürekli bir kararlılığa ve başarıya sahip olduklarını pek söyleyemeyiz. Haziran ayındaki genel forumlarda ve hazırlık okulu muafiyet sınavları sırasında bu durum somut olarak kendini gösterdi. Halbuki ilkelerde kararlı ve katı olunması, ve bu ilkeler uygulama alanına geçirildiğinde esnek olunması gerekliydi. Başka bir deyişle, genel özgülle birleştirilmeliydi. Çünkü, esneklik somut koşullarda yapılması gereken değişikliklere olanak tanır. Bu uyumluluk kitle katılımını ve mücadele azmini daha bir arttırır. Ancak böyle bir esneklik ise yalnızca ilkelerde tutarlılıkla(katılıkla) sağlanır. Ve yönetme sanatına önem vermekle gerçekleşir.

Devrimci önderlik demek, yalnızca yönetimde bulunmak demek değildir. Kitlelerle fiziki ilişkilerden (nicel ilişkilerden) önce, doğru siyasi ilişki (nitel ilişki) kurabilmektir. Siyasi bağın sağlanmasının sonucunda doğru önderlik edilebilir ve bu da ‘kuyrukçu’ ve ‘buyrukçuluk’ sapmalarına düşmeden olur. Kitlelerin kararsızlığına baş eğerek onların önünde “yelken politikası” izlemekle olmaz. Ve kitleleri ikna etmeden (kitle çizgisini uygulamadan) onları kendi öz deneyimlerinin doğal bir sonucu olarak harekete geçirmeden de olamaz. Dahası, örgütlü mücadele örgüt içi demokratik merkeziyetçilik anlayışından taviz vermemekle sağlanır.

Bütün bunların ışığında ODTÜ-DER’in izlediği kitle çizgisinin belirleyicisinin, onun örgütsel çizgisi (“siyaseti”) olduğunu söylemeliyiz. Bu, ODTÜ-DER’in, anti-emperyalist, anti-faşist bir demokratik kitle örgütü oluşudur. Kendi mücadele platformunu, akademik-demokratik kavgasını, halkımızın kurtuluşu için verilen mücadelenin bir parçası olarak değerlendirmesidir. Onun eyleminin muhtevası ve benimsenen kitle çizgisi, mücadele içindeki çalışma tarzını yönlendirmiştir. Günlük mücadele içinde kitlelerle olan bağın niteliğini ve düzeyini anlatan çalışma tarzı devrimci bir anlayışla gerçekleştirildiği için, bu edinilen başarının ön koşullarından biri olmuştur. Devrimci ODTÜ öğrencileri rektörlüğün anti-demokratik baskıları, sıkıyönetimin engelleme çabaları karşısında, tüm faşist uygulamalara boyun eğmeyen, zindanlara atılmayı, türlü zulümlere göğüs germeyi göze alan mücadele yöntemlerini pratik içinde zenginleştiren bir çalışma tarzı uygulamışlardır. ODTÜ olayının, Türkiye çapında devrimci öğrencilerin akademik-demokratik kavgalarına zengin deneyimler kazandırdığına inanıyoruz… Mücadeleleri tüm üniversite gençliğine örnek olmalıdır.

*Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Gençlik Dergisi Sayı 1 – Kasım 1975