Pratik Sorunlarımız Hakkında – Aralık 1990

Yıllardır, Demokratik Öğrenci Hareketinin sorunlarından ve bu sorunların çözümü için devrimcilere düşen görevlerden söz ediyoruz. Gençlik Mücadelesinin seyrine ilişkin öngörülerimizin isabetliliği,saflarımızda sıkça sözü edilen bir olumluluk…Oysa ortaya koyduğumuz perspektiflerin devrimci bir iradeyle somut çalışma planlarına dönüştürülmesi ve uygulanmasına sıra geldiğinde bu olumluluktan neredeyse eser kalmıyor. Gündelik pratiğin çarkı, saflarımızdaki amatörlük,disiplinsizlik,politik kısırlık,inisiyatifsizlik ve tembellikten aldığı güçle, gençlik mücadelesinin sorunlarını yeniden üretmeye devam ediyor. Böylece, ..Devrimci Gençlik’in öznel eksiklikleri, Demokratik Öğrenci Hareketinin nesnel sorunları olarak da karşımıza çıkıyor.

“Geniş gençlik kitlesine devrimci politik bilinç kazandırma,gençliğin demokratik hak ve özgürlük istemlerini militan bir kitle mücadelesi çizgisinde somutlaştırma ve örgütleme” gibi hedefler iş pratiğe geldiğinde bütün anlamını yitiriyor, her gün olumsuzluğundan söz edilen soliçi davranış kalıpları (ilkel rekabetçilik,başkasının önerdiği her şeye burun kıvırma, başkalarının kusurları üzerine politika yapma vb.) öngörülen hedeflere doğru ilerlemenin çıplak gözle bile görülen gereklerinin yerini alıyor. Bu tarz bir”mücadele ” anlayışı sonuçta, politik pratiğin “eldeki mevzilerin savunulmasına” yani gündelik faşist saldırılar karşısında gündelik karşı koymalara ve giderekte tüm mücadele biçimlerinin birer ritüel (dinsel tören) haline getirilmesine yol açıyor. Korsan gösteri yapmak bildiri dağıtmak,forum düzenlemek pankart asmak gibi devrimci mücadelenin (bugün için gerçekten zorunlu) araçları gerçek mahiyetinden hızla uzaklaşarak, herhangi bir siyasal grubun kendi varlığını duyumsamak için düzenlediği özel seanslar olarak algılanabiliyor.

Gençlik mücadelesinin bütününe fatura olan bu zaafların nispeten daha geride olan kökleri daha önce ortaya konulmuş ve aşılması için ilk etapta atılması gereken adımlar ifade edilmişti. (1). Devrimci Gençlik Hareketinin bugün önüne koyduğu görevler açısından aşılması zorunlu olan sorunlar olarak öne çıkan yukarıdaki, olgular,esasen,daha önce sözünü ettiğimiz köklerden beslenen, ancak, Devrimci Gençlik Hareketinin katettiği mesafe içerisinde kendisine yeni tanım aralıkları ve varlık zeminleri oluşturan,tarihsel olarak aşılmış, ancak pratik olarak etkisini sürdüren kalıntılar durumundadır.

“Gençlik Hareketinin bugünkü sorunlarının merkezinde politika üretiminde yetersiz kalma sorunu bulunmaktadır. Bu sorun ise,ancak,kitle mücadelesi içerisinden çıkan örgütlü politik bir önderliğin etkin müdahalesiyle çözülebilir” (Politikanın Depolitizasyonunun Alternatifi… Devrimci Gençlik s.4)

Bu satırların yazılışının üzerinden altı ay geçti. Devrimci Gençlik, Demokratik Öğrenci Hareketinin sorunlarını ve güncel devrimci görevlerini saptamakta, yani gençlik mücadelesine ilişkin temel politik perspektiflerin üretiminde tayin edici adımları atmış bulunuyor. Ancak ,öğrenim yılının başından beri görülüyor ki politik perspektiflerin üretimi ve bunların Devrimci Gençlik taraftarlarınca benimsenmiş oluşu,uygulanmasının güvencesini sağlamıyor. Bir çok durumda , önerilerimiz boş kalıplar olarak uygulanıyor. Örneğin,daha etkin bir çalışma düzeninin kurulması için programlı yönetim esasının geçerli kılınmasını savunuyoruz ve bir çok öğrenci derneğinde bu esası uygulamaya sokuyoruz da… Ama hemen ardından garip bir şey oluyor…dernek yönetimine gelindiğinde her şey duruveriyor. Arkadaşlarımız ellerindeki programatik perspektifi uygulamaktan neredeyse kaçınıyorlar. Yönetime gelmeden önce kendi programımızı önemli ölçüde yaşama geçirirken, yönetime geldikten sonra tersi ortaya çıkıyor.

En büyük zaaflar ise kitle çalışmasında görülüyor. Yıllardır, “devrimci öğrenciler sınıflarında etkinlik göstermelidirler “sözü artık ağızlarda sakız oldu. sözü artık arkadaşlarımızın büyük bir bölümü zamanlarının çoğunu sınıflarında geçiriyorlar ve oldukça geniş ilişkiler kuruyorlar. Ama sıra bu ilişkileri mücadeleye kanalize etmeye gelince bin bir türlü gerekçe uydurarak bundan kaçınıyorlar .Dernek masasında oturmaktan tutun da gösterilere dek her türden etkinlik ” yeni ” ilişkilerin “kaldıramayacağı” etkinlik biçimleri olarak düşünülüyor. Anlaşılan, kitle mücadelesinin militanlaştırılması bu arkadaşlarımızca mücadelenin bütün görevlerinin militanlar tarafından gerçekleştirilmesi olarak algılanıyor.

Kitle çalışmasının kimi araçları ise salt biçimsel etkinlikler haline getirilip, angaryaya dönüştürülüyor. Örneğin imza kampanyası ya da anketleri ele alalım: Bu etkinliklerde sınıfların tek tek dolaşılması, sınıf konuşmalarıyla yürütülen etkinliğin propaganda edilmesi, imzalarıyla kampanyaya destek olan insanlara kampanyanın nasıl sürdürüleceğinin anlatılıp daha aktif bir biçimde desteğinin istenmesi gibi ilişkileri geliştirecek yöntemler neredeyse hiç kullanılmıyor. Buralarda kurulan basit ilişkilerin sürdürülmesi bile pek vaki değil. Böyle olunca da her “kampanya” bir öncekinden daha sınırlı sonuç veriyor.

Mücadelede en sık kullanılan araçlardan biri olan forumlar da (neyin,niçin,nasıl yapılması gerektiğine ilişkin neredeyse hiçbir netliğe sahip olmayan) bu çalışma yöntemine kurban edilmiş durumda. Forum denilen şey, (istisnaları dışında) o an orada bulunan demokrat devrimci öğrencilerin bir araya getirilmesi, her gruptan bir ya da bir kaç konuşmacının “ajitasyon”(!) çekmesi ve (eğer daha önceden planlanmışsa) sloganlı bir yürüyüş yaparak dağılınmasından oluşan kötü hazırlanmış bir gösteri biçimini kazanmıştır. Forumların duyurusu ,(çoğunlukla pek kimsenin göremeyeceği yerlere asılan ) 3-5 el ilanıyla sağlanır; forumlarda forum kitlesi hiç bir karar almaz; forum kitlesinin konuşulanlar hakkındaki tepkisi dinlemeyi sürdürmek ya da vazgeçmek ya da kendisine “tebliğ edilen” eylem kararına uymak ya da uymamaktan başka hiç bir biçimde olmaz. Bunun adına da “kitle toplantısı”,”doğrudan demokrasi zemini” vs. denilir! Tabii sonuç ortadadır,her forum (daha doğrusu gösteri) bir öncekinden daha hazırlıksız daha az sayıda insanla ,daha büyük bir başıbozukluk içinde gerçekleşir…Sonra yakınmaları dinlersiniz “insanlar katılmıyor”, “herkes terörize olmuş” vb.(ilginçtir devrimci öğrencilerin jargonunda şahıslar için – herkes ,hiç kimse ,birileri ,insanlar,kitle gibi – belirsiz zamirler son derece geniş ölçekte kullanılmaktadır .Aslında bu bile ,çevremizle kurduğumuz ilişkinin ne denli yüzeysel ve dönüştürme iradesi taşımayan bir mahiyette olduğunu göstermeye yeterli.)

Öte yandan, etkinlik alanlarının genişletilmesi, zenginleştirilmesine yönelik, çalışmalar da birçok defa “keşke yapılmasaydı!” dedirtecek ölçüde hazırlıksız ve dağınık biçimlerde laf olsun diye yapılıyor. Kültür kolları “ele geçiriliyor” ve etkinlikler eskisinden daha kötü bir biçimde yürütülüyor; seminerler, paneller düzenleniyor ve ilk seminere kazaen gelen dinleyiciler boş, kısır anlamsız tartışmalar, hazırlıksız ve yeteneksiz konuşmacılar karcısında “illallah” deyip gidiyorlar ve bir daha, gelmiyorlar.

Bir taraftan, öğrenci hareketinin kendi içine kapalılığından yakınılıyor, diğer taraftan, demokratik muhalefetin diğer kesimleri ile kurulabilecek ciddî ilişki fırsatları arka arkaya yitiriliyor. Öğretim üyelerinin demokratik tepkileri öğrenci derneklerinden ciddî hiç bir destek görmüyor. (Laikliğe ilişkin tepkilerin gelişme biçimi nispeten de olsa, öğrenci derneklerinin tavırsız kalışının mazereti olarak kabul edilebilirse de, örneğin özelleştirmelere ilişkin tepkilerin yaygınlaştığı bir sırada derneklerin hiçbir şey yapmamaları açıklanabilir bir durum değildir) Toplumsal muhalefetin diğer kesimleri ile işbirliği yapmak yönünde ciddi bir çalışma halen yürütülmüyor. Lâf ola beri gele bir-iki toplantıya temsilci göndermekle çalışma yapılmış oluyor.

Alınan kararlara, ortaya atılan hedeflere ulaşmak için yapılmaması gereken ne varsa yapılabiliyor, en olmayacak mazeretler, hedeflere ulaşılmamasının gerekçesi olarak gösteriliyor. Örneğin, Birlik Kurultayı toplanıyor ve diğer gruplar hazırlıksız oldukları için toplantının sonuçsuz kapanmasını istiyorlar ve bunun için de deyim yerindeyse “çıngar çıkarıp” toplantıyı dağıtma noktasını zorluyorlar; böylece sadece oturum değil kurultayın kendisi riske edilmiş oluyor; buna karşılık arkadaşlarımız böylesi bir gelişmeyi önceden gördükleri halde Kurultayın geleceğini güvence altına alacak bir zemini oluşturmaya öncelik vermek yerine sağa sola laf yetiştirmeye girişip neredeyse sorunun bir parçası oluyorlar.

Kitlenin nabzını tutmak adına, kitlenin verili durumunu ortaya koyduğumuz hedefler yönünde değiştirmeyi öngören inisiyatifler alınmıyor, hatta ufacık bir zorlama, kaba bir işbölümü ve az-çok düzenli bir çalışmayla gerçekleştirilebilecek birçok etkinlik savsaklanıyor.

Çıplak gözle bile görülen gelişme dinamikleri değerlendirilip somut öneriler halinde formüle edildiğinde ilk karşılaşılan tepki hep aynı oluyor “yapamayız”, “gücümüz yetmez”, “kitle hazır değil”, “bizim koşullarımız farklı”. Aslında bu cevapların tümünü şöyle tercüme etmek mümkün “yapmak istemiyorum” “yeterli iradem yok”, “çok fazla iş çıkacak”, “başkaları yapsın”….

Amatörlük bir erdemmiş gibi gösteriliyor. Sorumluluk bilincini geliştirmek için çaba gösterilmiyor. Görevden kaytarma vaka-i adiyeden. Son derece basit bir örnek: Üzerine aldıkları bir görevi yerine getirmemelerini, “işleri olduğu” gerekçesiyle izah eden arkadaşlara, ne işleri olduğu sorulduğunda “badana yapıyordum” ya da “evde misafirler vardı” gibi cevaplar alınabiliyor; yani yaşamı devrimci faaliyete göre düzenlemek gerekirken, tam tersine, devrimci faaliyet özel yaşama göre düzenleniyor. Ya da, bir hafta süreyle ortadan kaybolan ve çalışma arkadaşlarını telaşa düşüren bir arkadaş, bir hafta sonra gelip, “grip olmuştum” deyip, haber vermeden ortadan kaybolmasını “açıklamış” oluyor. Buna karşılık eleştiri-özeleştiri yöntemi yeterince kullanılmadığı gibi, başarısız yöneticilere karşı etkin bir tutum alınamıyor. Gerekçe basit, “başka adam yok!”

Ülkenin ve dünyanın pratik gündemi her gün yeni özellikler kazanırken, ve bütün bunlar geniş kitlelerin gözünden kaçırılmaya uğraşılırken, politik gerçekleri geniş kitleye ulaştırmak için yapılan tek şey üç-beş gazete küpürünü bir kartona yapıştırıp kenarına birkaç slogan yazmak oluyor. ( duvar gazetesi etkinliğinin her geçen gün içerik ve biçim açısından fukaralaşması bir tarafa) geniş kitlelerle canlı bir politik diyalog ortamı yaratmanın yolları ya hiç aranmıyor ya da en olmayacak biçimlerle gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Eğer ortada bir politikanın uygulamasıyla ilgili sorunlar varsa, bu iki temel nedenden kaynaklanabilir: ya , politika yanlıştır, somut çelişmelere denk düşmemektedir; veya politikanın uygulayıcılarının kendi subjektif konumları (bilinç, yetenek ve örgütlenme düzeyleri) söz konusu politikanın uygulanmasına elverişli değildir; (ya da, bu ikisi de aynı anda geçerlidir).

Bizim için sorunun kaynağı ikincisindedir. Bu sorun esas olarak kadrolar ve kadroların örgütlenmesi sorunudur. Ve bu sorun yönetici unsurlardan başlayarak, sempatizan ilişkilerine dek uzanan bir dizi eksikliğin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Her şeyden önce , politikalarımız somut-güncel anlamlarıyla ilişkilerimizin bütününe kavratılamamaktadır. Arkadaşlarımız, güncel somut sorunların açık bir bilincine sahip kılınamamaktadır. Bilmeyen yapamaz. Öyleyse yapılması gereken en önemli şey, politik perspektiflerimizin, tüm günlük sorunların değerlendirilmesi, yorumlanması ve etkinliğe dönüştürülmesi süreçleri içinde kavranması ve kavratılmasıdır.

İkinci sorun hedeflerin saptanıp bu hedeflere ilişkin somut çalışma planlarının yapılmaması, yapılsa bile uygulama süreçlerinin en azından kritik öğelerinin sıkı sıkıya denetlenebileceği bir yetki-sorumluluk ilişkisinin yeterince kurulamamış oluşudur. Tembellik, disiplinsizlik, inisiyatifsizlik gibi sorunlar başıbozukluk yüzünden ya hiç görülememekte, ya da yapanın yanına kalmaktadır. Eleştiri-özeleştiri yöntemi, Kim ilgilileri içine alan zeminlerde en acımasız biçimde yürütülmedikçe; yetki-sorumluluk ilişkileri, aşağıdan ve yukarıdan denetlenmedikçe; eleştiri-özeleştiri pratiği içerisinde; başarısız yöneticilerin yerine yeni arkadaşlarımıza görevler verilmedikçe bu sorun devam edecektir.

Üçüncü sorun, politik hedeflerimizin gerçekleştirilmesinde yaratıcı inisiyatiflerin özendirilmemesidir. Paradoks gibi görünüyorsa da bir politik merkez ancak güçlü kitle inisiyatiflerine sahip olduğu ölçüde kendi iradesini bütün kollektivitenin etkin iradesine dönüştürebilir. (Tabii sözünü ettiğimiz, ulaşmak istediğimiz hedefler yönündeki kitle inisiyatifleridir. Elbette, çalışmamızın temel hedeflerine denk düşmeyen, enerji ve zaman israfından başka bir şeye yaramayan “inisiyatiflerin özendirilmesi söz konusu olmamalıdır.)

Dördüncü sorun, profesyonel devrimci niteliklerin kazanılmasına uygun bir siyasal kültürü yaratmak için çaba harcanmamasıdır. Arkadaşlarımızın liberal eğilimlerinin üzerine gitmek ve olumlu örnekleri vurgulamak böylesi bir kültürün oluşturulmasında son derece temel bir yere sahiptir.

Beşinci sorun, politik mücadeleyi, arkadaşlarımızın yaşamlarının temel unsuru haline getirmekte gayretsiz olunmasıdır. Birçok arkadaşımızın iki ayrı yaşamı olduğu bilinir ve bunun üzerine gidilmezken “insanlar”ın mücadeleye bütün benliklerini vermediklerinden şikâyet etmek anlamsızdır.

Hiç unutulmaması gereken bazı şeyler var:

Devrimciler “tembellik hakkı” (yani serbest zamanlarının arttırılması) için işlerine çok sıkı sarılmak zorundadırlar;

Devrimciler “işbölümünün ortadan kaldırılması” için en rasyonel, en detaylı işbölümünü kendi aralarında yapmak zorundadırlar;

Devrimciler kitle mücadelesi içerisinde en geniş demokrasiyi yaratabilmek için en sıkı disiplin ve merkeziyetçilik içerisinde en büyük coşku ve gönüllükle çalışabilen insanlar olmak zorundadırlar.

 

(1) Bkz. “Politikanın Depolitizasyonu”, D.G., s.3- “Politikanın Depolitizasyonunun Alternatifi Depolitizasyonun Politikası mıdır?” D.G., s.4.