Sosyalist Gençlik Grupları ve… Öğrenci Örgütü Önermeleri – Haziran 1998

Türkiye’nin tüm üniversitelerinde geniş bir öğrenci kesiminin politik açlık içinde olduğu ve klasik öğrenci örgütlenmelerinin etkisini yitirdiği ’94-95 döneminde ortaya çıkan cephe faaliyetleri ve koordinasyonlar, ’95 yılının yaz aylarında ve öğrenim döneminin başında çalışmalarını yoğunlaştırmıştı. Koordinasyonu yaratan gönüllü birliktelikle; açık, kapsayıcı ve kararlı bir tarzda yürüyen çalışmaların sonucu ilk olarak, 20 Ekim’de Ankara’da yapılan mitingle ortaya çıkmıştı.

Koordinasyon, eylemleriyle öğrenci gençlik içinde ve halk nazarında meşruluğunu kanıtlarken dışarıda kalmayı tercih eden siyasi yapılanmalar da Koordinasyona çeşitli eleştiriler yöneltiyorlardı. En çok eleştirilen ise eylemlerde kullanılan tarzdı. Onlara göre koordinasyon, eylemleriyle, mücadeleyi yasal sınırlar içine hapsediyordu ve renkli eylemler

yaparak öğrenci gençliği ‘pasifize’ ediyordu. Fakültelerden çok dergi sayfalarında yürüyen

bu tartışmalar, bir süre sonra yerini örgütsel tartışmalara bıraktı. Çok geçmeden örgüt tartışmaları sonuçlandırıldı ve aralarında Koordinasyon karşıtlığı dışında hiç bir örgütsel ortaklık bulunmayan siyasi yapılanmalar bir yapılanma kurdu: Öğrenci Platformları… Platform, Koordinasyon’un “reformistliğine” karşı “radikal” bir eleştiri olarak ortaya çıktı. 13 siyasi yapılanmadan oluşan Platform’un söz ve karar süreçleri, diğer öğrencilere kapalıydı. Ajitasyon ve propaganda ilkelerinde birlik sağlamak gibi bir ilkesi olmadı ve bu yüzden de

Platform eylemlerinde bağımsız öğrencilere söz hakkı yoktu. Ayrıca birim tanımlaması ve yerel faaliyet yapılmadığı için öğrencilerin etkilenme şansı tamamen merkezi bir şekilde alınan kararlara bağlıydı. Platform, 23 Mart 1996’da Ankara’daki DTCF işgalinden sonra

siyasi yapıların birbirini suçladığı bir yer haline gelerek dağıldı.

Bu dönemde yoğunlaşarak süren şekilsel tartışmalar başka bir yapılanma daha yarattı: Öğrenci İnisiyatifleri… Emek Partisi gençliğinin örgüt tartışmalarından çıkan inisiyatifler, örgütsel olarak bir ilkesizliği içinde barındırıyordu. Bu yapılanmanın içinde, kol ve klüplere, öğrenci derneklerine ve öğrenci meclislerine bağlı öğrenciler bulunuyordu ve her birinden gelen temsilciler Öğrenci İnisiyatifinin gündemini belirtiyordu. Öğrencilerin sendikal örgütlenme tarzını ifade eden bu tarz, öğrenci gençliğin ihtiyacının gerisinde kalıyordu. Öğrencilerin sorunları sadece öğrenci olmaktan kaynaklanan sorunlar olmadığından bu öneri gerçekçi görünmüyordu. Zaten Öğrenci İnisiyatifleri, Emek Partisi’nin gençlik kolu gibi işlemekten öteye geçemedi ve Platform gibi ’95-96 öğrenim döneminin sonunda dağıldı.

Bu dönem boyunca yapılan tartışmalar, daha çok şekilsel tartışmalardı. Politik tartışma sayılabilecek, demokratik halk üniversitesi ve sosyalist üniversite tartışmaları bir süre sonra geçerliliğini yitirdi. Yöneltilen onca eleştiriye karşın çeşitli gruplar, söylem bakımından (özerk demokratik üniversite, üniversiteler bizimdir) ve pratik açıdan (okul terk etmeme, harç ödememe eylemleri) koordinasyonun açtığı yoldan yürüyordu.

Yapılan tartışmalar ve yöneltilen eleştiriler, ileriyi görmeyen bir tarzda yürüdü. Çünkü ayrışma hedeflere göre değil, eski alışkanlıklara göre şekilleniyordu. Bu dönemde, farklı önerilerin hareket açısından olumlu bir zenginlik yaratma şansı kullanılamadı. Anlamlı polemiklerle yürütülmesi gereken tartışmalar, siyasi etik bakımından da oldukça talihsiz bir mecraya sürüklendi, dolayısıyla dış koşulların yeterince yıpratıcı olduğu bir ortamda sürdürülen tartışmalar, öğrenci gençliği olumsuz yönde etkiledi.

Bir öğrenim yılı sonunda dağılan üç yapı (Özgür Eğitim Platformu, Öğrenci Platformları ve Öğrenci İnisiyatifleri) ardında birçok tartışma bıraktı. Bu tartışmaların en önemlisi hala tam anlamıyla karşılanmamış olan öğrenci hareketinin demokratik kitle örgütü ihtiyacıydı. ’96 yazı boyunca süren tartışmalardan iki tane öneri çıktı: Öğrenci dernekleri ve öğrenci platformları. Önerilen dernek modeli, özellikle ’80’den sonra öğrencilerin öz-örgütlenmesi durumundaydı, öğrencilerin derneklere duyduğu aşinalık, meşruluk şansını bir kat daha arttırıyordu. Ayrıca derneklerin üniversite yönetimi tarafından tanınması ve yasal olması bazı avantajları da beraberinde getiriyordu. Ancak derneklerin demokratik kitle örgütü formunda tasarlanmasına rağmen pratikte böyle kullanılmaması demokratik öğrenci hareketi açısından bu iddianın kaybedilmesine yol açtı. Ayrıca farklı okullarda kurulan dernekleri birleştiren bir çatı olmadan derneklerin ortak eylem örgütlemesi akıllara, kararların demokratik bir şekilde alınmadığını getiriyordu. Öğrenci Meclisleri için de aynı eleştiriler geçerli fakat, meclislere “anti-emperyalist” oldukları sanılan müslüman öğrencilerin alınabileceği önerisi gençlik mücadelesi ihtiyaçları bakımından oldukça yersiz bir öneriydi.

Ortaya çıkan görüntünün bir tarafında, militanlığa polisle çatışmaktan başka bir anlam yüklemeyen ve kendi dar siyasi örgütlenmesini öğrencilere dayatan, bir yanda da sistemle her düzeyde çatışmaktan kaçınan ve geri eğilimleri besleyen tarz var.

Öğrenci hareketi içinde, kendini parti kolu olarak konumlandıran gruplar ise öğrenci hareketini yönlendirmek bir yana.hareket içinde oldukça dar bir kitleye hitap etmekten öteye geçemediler.

Genel olarak, öğrenci hareketinin sadece “öğrenci sorunlarıyla ilgili bir hat belirlemesini” öneren gruplar siyasallaşmaya karşı çıkmakla öğrenci hareketinin gelişmesine ket vurmaktadır. Öğrenciler harçların özelleştirme ve kirli savaş politikasına hizmet ettiğini dile getirirken belli bir siyasallaşmayı da hedef gösteriyorlardı. Çünkü Türkiye’nin neresinde olursa olsun uygulanan her politikanın altında emperyalizmin ve faşizmin izlerini bulmak mümkün

Öğrenci hareketinin son 3 yılı içinde tartışılan birlik sorunu ise çoğu zaman yanlış argümanlarla değerlendirildi. Grupların bir kısmı, gençlik mücadelesinin birliğini örgütlemek yerine devrimcilerin eylemde birlik kurmasını tercih ettiler. Aşağıdan yukarıya işletilmesi gereken mekanizmalar, pratiğin yoğunluğu bahanesiyle ertelendi. Bunun sebebi, demokratik kitle örgütünün bir ilke değil, zorunluluk ve yük gibi algılanmış olmasıydı. Merkezi eylemlerde kurulan birlikteliklerle ajitasyon ve propagandada birlik ilkesi hayata geçirilemedi. Bu birlikler öncülük tartışmasının yoğun ve çoğu zaman yanlış yapılmasına yol açtı. Çoğu grup, arkasında yürüyen kitleye tüm hatlarıyla öncülük yaptığını iddia etti.

Ancak adına yönetimde söz ve karar istediği öğrenciyi ülke gündemine ve kendi yaşamına müdahale eden bir özne olarak değil, eylemlerde “öncü”nün arkasındaki kitle, gibi gören zihniyetin başarısının kendinden menkul olduğu eninde sonunda ortaya çıkan bir gerçektir. Çünkü öncülük önde yürümek ve direktif vermek değil, paylaşımcılığı ve dönüştürücülüğü hedefleyecek kanallar yaratmaktır. Ve hedeflediklerini, kurulması için uğraştıkları dünyanın ölçülerine uygun yapmayanlar öncü olamazlar.