Yurt Mücadelesinde İlk Adım: Alternatif Bir Yaşam Örgütlemek… – Aralık 1997

YURT MÜCADELESİNDE İLK ADIM: ALTERNATİF BİR YASAM ÖRGÜTLEMEK…

Yurtlar, ailelerinden uzakta okuyan yüksek öğrenim öğrencilerinin barınabileceği ilk “yuva”dır. Ancak öğrencilerin bekledikleri ile karşılaştıkları ortam arasında uçurumlar vardır. Bu durum öğrencilerin yurtları yaşam alanı olarak değil sadece yatacakları bir yer, otel olarak kullanmaları sonucunu doğurmaktadır. Yani öğrenci yaşar ve yurda uyumak için uğrar…

Yurtlar devletin öğrenci gençliği en iyi kontrol edebildiği özel hapishanelerdir. Yurda son giriş saatinin sınırından, yurtta okunacak yayın içeriğine kadar muhalif bir öğrencinin ilgilenebileceği her alanı idare tarafından müdahale edilir ve yapılacak en küçük bir “hatada” öğrenci yurttan uzaklaştırılma veya atılma cezasıyla tehdit .edilir.

Öğrencilerin ihtiyacının karşılanmasından çok uzak bir noktada duran idare kendi ihtiyaçlarını karşılamaya veya sorunlarını çözmeye çalışan öğrencilerin karşılarında bir engel konumundadır. Öğrencilerin yaşadığı her yerde bulunması gereken kütüphaneler bile ya işlevini kaybetmişlerdir ya da hiç yoktur. Çoğu yurtta sıcak su bulunmaz ya da öğrencilerin, bu konuda “tutumlu” davranmaları istenir. Odalarda temizlik büyük bir sorun olarak ortaya çıkar. Kantin ve yemekhaneler kar amacıyla çalışan ve öğrenciye müşteri gibi yaklaşan yerlerdir.

Kız ve erkek yurtları arasındaki farklar incelendiğinde cins ayrımcılığının en uç örnekleri görülebilir. Kız yurtlarında yurda en son giriş saati 20:00-21:00’dır. Erkek yurtları için bu uygulama her zaman 1-2 saat daha sonradır. Kız yurtlarında; yurda bir gece gelinmediğinde izin alınmışsa dahi öğrencinin ailesine durum bildirilir ve aile öğrencinin gittiği adresten haberdar edilir. Erkek yurtları ise bu konularda biraz daha rahattır.

Yoğun ders programı ile öğrencileri sosyal hayatta sınırlayan eğitim politikası, aynı mantıktan beslenen yurt yönetimleri tarafından da uygulanmaktadır. “Öğrenci oteli” olarak tasarlanan yurtlarda sosyal-kültürel etkinlikler idarenin çizdiği gerici, şoven, ırkçı sınırların dışına çıkamaz. Öğrencinin yurttaki “sosyal” aktivitesi kantinde toplu olarak televizyon izlemek ve ders çalışmakla sınırlıdır. Öğrencilerin kendileri hakkında alınan kararlardan haberleri bile olmaz. Yurt yasası ile oluşturulan “öğrenci temsilciliği” ise işlevsizdir. Hatta idareler tarafından gerici ve faşistler temsilci seçtirilerek muhalif öğrencilere karşı çeşitli biçimlerde kullanılan kurumlar haline dahi gelmektedir. Temsilcilik seçimleri öğrencilerin yurtta az sayıda öğrencinin bulunduğu zamanlarda yapılarak, idarenin tercihleri doğrultusunda “geleceği parlak” öğrenciler temsilciliğe seçilmektedir ki bu temsilciler de hiç bir yerde söz hakkına sahip değildir. Bazı yurtlarda durum öyle vahimdir ki, demokrat bir öğrencinin aday olması dahi büyük gerginlik sebebidir. Hiç bir söz hakkı olmayan temsilciliğe aday olmak dahi, idareyi, karşı adım atmaya zorlamaktadır.

Sadece, sistemin çizdiği sınırlar içinde duran ve suya sabuna (uzun kuyruklarla ulaşılan banyo dışında) dokunmayan öğrencilerin, atılma tehdidi olmadan yaşayabildiği yurtlarda muhalif öğrencilerin atması gereken ilk adım; alternatif bir yurt yaşamı örgütlemektir.

Alternatif yaşamı örgütlemek için atılacak her adımda muhalif öğrencilerin karşısına iki engel çıkmaktadır: idare baskısı ve (idare destekli) sivil faşistler. Yurttaki sorunları birinci dereceden yaşayan ve çözmek isteyen, yurt hakkında alınacak her kararda yurdun aslı unsurları olan öğrencilerin söz-yetki-karar hakkını talep eden, kısacası yurtları bir yaşam alanı haline getirmeye çalışan muhalif öğrencilere karşı saldırılar muhalefete yönelik devletin bütünlüklü saldırısından ayrı düşünülemez. Devletin bütünlüklü saldırısı her yaşam alanında kendine özgü biçimler yaratırken aynı zamanda, bir bütünün parçaları olduğu açıkça görülmektedir. Gençlik hareketine yönelik saldırılar yurtlarda; muhalif öğrencileri uzaklaştırma tehditleri ile etkisizleştirilmek, yurtlar gerici faşistlere teslim edilmek istenmektedir.

Bu anlamda yurtlarda çalışma yapmak isteyen öğrencilerin ikili bir görevi vardır. Bir yandan her türden faşist saldırıları püskürtmek diğer yandan yaşam alanını özgürleştirmek. Bu ancak devrimci-demokrat tüm muhalif öğrencilerin yurt çalışmasının öznesi haline getirilmesiyle mümkündür. Tüm muhaliflerin birliğini bozmaya yönelik her davranış yurt mücadelesine zarar vermektedir.

Yurtların kışla disiplininden bireysel kurtuluşlar planlamak tüm yurt öğrencileri tarafından tercih edilmektedir. Ancak bu anlayış, emekçi halkın çocuklarını gericiler, faşistler ve idarenin ideolojik ve fiili baskısına terk etmek anlamına gelmektedir. Yurtlarda solcu öğrencilerin çoğunda görülen bu algılama yurtlardaki alternatif yaşamı örmenin önünde görülmesi gereken diğer bir engeli oluşturmaktadır.

Yurtlarda muhaliflerin ortak yaşamını örgütleyecek, yurdu özgürleştirecek mücadele gençlik mücadelesinin bir parçasıdır. Bu nedenle daha önceki yıllarda yaşanan yurttan atılmalar, bireyin değil gençlik mücadelesinin bir sorunu olarak ele alınmalıdır. Üniversitede yürüyen mücadele ile yurt mücadelesi birbirini besleyen tarzda olmalıdır. Yurt mücadelesinin talepleri, genel gençlik mücadelesinin uğrunda mücadele ettiği talepler olarak varolmalıdır.